Paramparça oluşumuzun nedenini sormayacağım çünkü her alanda...
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Paramparça oluşumuzun nedenini sormayacağım çünkü her alanda bu gerçeği görüyorum!

23 Ağustos 2020 - 07:47

Sevgili canlar, yoldaşlarım, ben yazdığım yazılarımda kendimden bahsetmeyi pek sevmem, gerek de görmem,  yazılarımın öznesi olmak istemem. Fazla öne çıkmayı da hiç sevmedim, hala daha sevmem. Ama verilmesi gereken bir mücadele varsa ve öne çıkacak birisi yoksa geride de kalmam.

Dolayısıyla bu beni ortaya koyduğum özgürce tavrım ilkesel bir nitelik de taşımaktadır. Ancak gençliğimizde geleceğini hayal bile etmediğimiz yaşlara geldiğimizi farkediyorum şaşırarak. İstesek de istemesek de altmış dört yaşına merdiven dayamış bulunuyoruz maalesef.

Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan bu zaman diliminde hep merak eden, hep soru soran ve hep haksızlıklara karşı müdahale etmeye çalışan bir yaşamım olduğunu düşünüyorum geriye dönüp baktığımda. Bu tavrım başıma sık sık işler açmış olsa da yaptıklarımdan asla pişmanlık duymadım. Bütün pişmanlığım yaptıklarım için değil, yapamadıklarım içindir.

İçinde bulunduğumuz bu süreçte birçok olaya şahit oldum. Ancak kendisinden vazgeçip, gönüllü köleliği kabul etmiş olan bazı Alevi ve Kürt dostlarımın burada yaptıklarını gördükçe neden mücadelede başarıya ulaşılamadığını anlayabiliyorum. Bunun için varlığını görünür kılan, özgürlük talebini dile getirenleri görünce de  yeniden umut sarar her yanımı.

Bütün mesele çıkarcı insanların ve anlayışın yok edilmesinin ilacı, özgürlük talebinin yükseltilmesi ve bağımsız Kıbrıs ve Türkiye Siyasetinin büyütülmesidir. Özgürlükten yana tavır koyanların sayısının her geçen gün artarak devam etmesi umut ışığımızı büyütüyor.

"Makamlar ve mevkiler, paralar ve servetler, havuzlu villalar ve bahçeli yazlıklar, son model arabalar, şan, şatafat ve çok paranın getirdiği şöhretler, içine tükürdüğüm bu yalancı dünyayı mezarlıklar özetler, sırası geldi mi hiç bir şey işe yaramıyor, unutma, gidilecek yer mi var kara topraktan başka"

Bu koltuğun sihri ne ben anlayamadım ama anlayanlar ve kimliğini, kişiliğini, onur ve haysiyetini pas pas yapanların istifa dilekçeleri yazılıyor, koltuklardan “daha havalı” bir koltuğun tatlı hayaliyle kalkılıp gidiliyorlar, cehenneme kadar yolları var, biz yolumuza onlar yollarına.

***

Beyinlerimizin ve coğrafyalarımızın da işgal alında olduğunun elbette bilincindeyim. Tam da bu duruma uygun düşen bir sıfat olduğu söylenebilir, nerede olursak olalım paramparçayız. Eski kuşakların sık sık kullandıkları deyişle de anlatabilir, bu yarım vatanın hal ve ahvalinden söz edebiliriz. Kuşkusuz, üzüntü vericidir.

Paramparça, bölük pörçük sıfatını hak eden bu toplumu yönetenlere karşı muhalefet edenler arasında da çok parçalılık olması doğru mudur? Parçalanmışlık her alanda kendini gösteriyor malesef.

Bu sıfatı uygun bulmanın gerçeklerle bağdaşmayan bir karamsarlık göstergesi sayılamayacağını ortaya koymak için bazı örnek durumları ve olayları yan yana getirmek yetebiliyor. İlkin, toplumun kendisine bakılabilir. Burada “sınıflı toplum olduğuna göre, elbet tek parçalı olmayacak” demek, ilk akla gelen itirazdır.

Bu itiraza hak vermek pek mümkün görünmüyor çünkü, aynı sınıfın içinde çok parçalılığa ilişkin gözlemler yeterince fazladır, örneğin emekçi sınıflar içinde, işçiler ile işsizler olarak adlandırılabilecek iki büyük parça var ve bunların birbirlerine her zaman iyi gözle bakmadıkları, üstelik değişik düzeylerdeki iktidar sahiplerince bu yönde kışkırtıldıkları kolayca anlaşılabiliyor.

İşsizler ise, en azından, iş aramakta olanlarla iş bulmaktan umudunu kesenler biçiminde iki bölüğe ayrılabiliyorlar. İşçiler de epeyce parçalanmış durumdalar. Kayıtlı ve kayıt dışı yahut sigortalı ve sigortasız çalışanlar artık bir avuç kalmış güvenceden yoksun sendikasızlar…

Bir başka açıdan bakıldığında ise, işli-işsiz, kayıtlı-kayıtsız bütün bu emekçiler, sadece onlar da değil, toplumun çok büyük bölümü, bir de, Türkler ile Kürtler Aleviler vs diye parçalara ayrılıyorlar. Bir kısmımız Türkiye’de bir kısmımız bu coğrafyada zalimlerin elinin sopaları olup, birbirimizin kafasına ineriz.

Sömürgecilerimizin senaryoları bizler için çoktan hazırlanmış, çoktan sahnelenmeye konmuş ama bizler birbirimizle didişiyoruz. Nedenini sormayacağım çünkü görüyorum ama umudumu yitirmiyorum. Ama bununla birlikte, bir bölümü ciddi ölçüde kaygılandırıcı olan, dolayısıyla giderilmesi gereken parçalılığın bilinç düzeyinde sadeleştirilmesinde öznel müdahalelerin katkısı kesinlikle önemsiz değildir.

Zaten, tersini düşünmek, teorik açıdan pek kaba bir determinizm, pratikte ise teslimiyetçilik anlamına gelir ve her ikisi de hem devrimci hem etkileyici olma iddiasını taşıyan bir politika anlayışının uzak durması gereken başlıca eğilimler arasındadır. Biz mazlum, ezilen halklara karşı sergilenen oyunları bozma görevini tarih, onuru ile mücadele verenlere vermiştir!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar