PARAYI VEREN YALANI ATAR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

PARAYI VEREN YALANI ATAR

06 Ekim 2021 - 11:18

Medya dediğimiz kavram haliyle bir takım gazeteciler ve onların yöneticilerinden oluşan bir topluluk. Peki medyanın attığı yalanlardan sadece kişileri ve onların kişisel ahlaklarını sorumlu tutabilir miyiz? “Basın Ahlâkı” kavramı kişileri sorumlu tutuyor. "KKTC" hariç...

Gazetecilere ahlâki bazı yükümlülükler veriyor. Ancak bu kavram günümüzün medya ortamında oldukça naif kalıyor. Çünkü medya kuruluşları büyük yatırımlar isteyen birer şirket haline geldi.                       Hal böyle olunca da sermaye gruplarının eline geçti.

Bu sermaye gruplarının hem kendi çıkarları hem de "devletle" ilişkilerinden doğan çıkarları var. Dolayısıyla gerçeklerin bu çıkarlara göre dizayn edilmesi gerek. Gazeteci eğer böyle bir medya kuruluşunda çalışıyorsa ne kadar esnetirse esnetsin, çıkarların çizdiği sınırlara denk gidebilir.

Örneğin; patronu inşaat ihalesine giriyorsa, yap-sat işi ile uğraşıyorsa inşaatın usulüne uygun olarak yapılmadığını ve diğer riskleri üzerine haber yapamaz. Bunu tamamen görmezden gelip, vicdanını hafifletmek için başka bir çevresel soruna dikkat çekiyorsa, “en azından yalan söylemiyor” diyebilir miyiz? "KKTC'de

O yüzden gazetelerin sahiplik yapısının her şartta iftiraya, yalana zemin hazırladığını söylemek zor değil. Burada tek tek kişileri yalancılıkla suçlamak ve basın ahlâkını bireysel bir değer olarak fetişleştirmek çözüm değil. Ama gelin görün ki bu durum bizde parayı bastıran gazeteci kiralıyor...

Sistem kökten sorunlu ve çöküş içinde. Ne kadar iyi niyetli insanlarca yönetilirse yönetilsin yalan yine bir yerden sızacak. Gazetecilikte Profesyonellik biraz da bu yüzden tehlikeler içeriyor artık...                                  Bunu özellikle bu ada yarısında örneklerini gördüğümüz bir şekilde yapanlar da var.

Örneğin; bir kritik dönemeçte bir gün yalan söylemek için, yılın 364 günü doğruları yazmak gibi. Bir de özellikle bizimki gibi olmayan demokrasilerde rastladığımız şekilde “kör gözün parmağına” yalan söylemek gibi. Bu nedenlerle de alıcısı da vardır.

Bu sebepler yüzünden Hitler’in propaganda makinesinin kuramcısı Goebbels’in “Yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur” kuramına yakından bakmak gerek. Türkiye ve bizde de Goebbels’in kopyaları vardır. Nere de mi diye sorduğunuzu duyar gibinim. Etrafınıza bir bakın bol miktarda vardır..

Sistem böyle kurulmuşsa, yani sadece otoriteye göbekten bağlı büyük sermaye gruplarının medyası kitlelere ulaşıyorsa büyük yalanı baştan söylemişsiniz demektir. Yaptığımız; bu büyük yalanın içinde kendi doğrularımızı bulmak ve paylaşmak, küçük yalancıları teşhir edip oyalanmaktan ibaret ama yapmak zorundayız. Çünkü bu sistemi baskı altında tutmak da önemlidir.

Şimdi yeni bir hakikat sonrasında “medya ve yalan” deyip tek tek örnekler üzerinden tartışmaya devam edeceğiz. Sistem baştan yalan kurulmuş olsa da yine tek tek insanlara “umut bağlayacağız.”  Bu da bizim çaresizliğimiz.  Doğruları yazan gazeteciler azalsa da vardır.

Bu da bizim umutsuzluğumuz. Oysa her şey bize, sermayenin araçlarıyla kendi doğrularını inşa edemezsin, örgütlenerek medyanı kurmak, varolan bağımsız medya kuruluşlarını güçlendirmek zorundasın diyor. Vicdanının sesini dinle bak ne diyor: Yalan medya doğru yaşanmaz diyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar