SAVAŞLARIN GÖLGESİNDE GEÇEN 46 YIL
Kazım Denizci

Kazım Denizci

SAVAŞLARIN GÖLGESİNDE GEÇEN 46 YIL

20 Temmuz 2020 - 07:47

GELDİK SİZİ KURTARDIK BELSERİZ DİORLAR

Akdeniz'in fahişe adası Kıbrıs, İngiliz sömürgesi, kolonisi iken; 1960'ta Birleşik Krallıktan bağımsızlığını kazanır ve 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu'na katılarak Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan'ın garantörlüğü altında Türk ve Rum ortaklığında kurulmuştur.

ABD planı gereği olarak 1974'te Yunanistan'daki askerî cunta desteği ile Kıbrıs'ta darbe yapması sonucunda Kıbrıs'ta Anayasa rafa Kaldırılmış, cumhurbaşkanı olan baş papaz canını zor kurtarmak için adadan kaçmayı başarır.

ABD planı tıkır tıkır işetilir ve NATO üyesi de olan Türkiye adanın bozulan anayasal düzenini yeniden tamir edeceği gerekçesi ile Kıbrıs'a iki aşamalı bir askeri harekât düzenler. 47 yıl geçti, Anayasal düzen tamir edildi mi?

ABD planı bitmedi, Adanın kuzeyinde Kıbrıslı Türkler kullanılarak 1983 yılında Denktaş ile birlikte ama Türkiye yönetiminde bir düzenin kurulması, adına da "KKTC" denecek bu uyduruk yapıyı kurdular.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin de onayı ve desteği ile Rum yönetimi altında demokratik ve insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğüne dayalı, gelişmiş bir ülke olarak 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği üyesi oldu. Tamam mı? değil, Kıbrıslıtürk toplumunun içinde olmadığı tek ayaklıdır.

***

İngiliz sömürge döneminden Kıbrıs cumhuriyetine geçtik ama toplumlar çatıştırıldı, kan döküldü, 1963’ten günümüze 57 yıl geçti,  1974’ten de yine 46 yıl geçti. 46 yıla girdiğimiz bu günde Türkiye'nin sağladığı ekonomik çöküntü, faşizan baskılar, esirlik, esaret, soykırım ve asimilasyon bitmedi, sürüyor…

Bu gün Türkiye'den gelen  siyasi patronlar tarafından vatan millet Sakarya nutukları atılacak, bizim kuklalar da bu nutuklara eşlik edecekler, alkışlayıp bol miktarda yağ çekecekler, özgürlükten ve kurtarılmaktan bahsedecekler ama topluma yaşatılanlar savaş koşullarından daha beterdir.

20 Temmuz 74 yılında yapılan savaş sözde Kıbrıslıturkleri kurtarmak ve özgürlüğüne kavuşturmak için yapılmıştır bir askeri harekat değil, NATO çıkarlarına hizmet yolunda bir görevdi onu yerine getiriler. Getirildiğimiz bu son noktada kurtarılıp özgürleştirildiğimiz ve refah içinde özgürce yaşadığımız yalnızca bir yalandan ibaret olduğu gerçeği ile yüzleşmekteyiz.

Milliyetçi kesimler yaşanan bu yıkım karşısında hiç etkilenmedikleri için şikâyetleri olmayabilir, yaşananları gizlemek onların misyonu olabilir. Ekonomik olarak bir sıkıntıları yok, kelle başına 2-3 maaş alarak kendi özgürlüklerini yaşıyor olabilirler. Daha sayamadığım avanta, varlık, avantajlar içinde yaşadıkları için hayatlarından şikayetleri olamazlar.

Bu ülkede insanların kirletildiğini ve kişiliklerini sattıklarını defalarca yazmamıza rağmen bu denli kirlenmişlik ve satılmışlık patlaması yaşandığını görünce inanın bir kez daha bu insanlardan tiksindim. Umudu yurdumuzdan ve insanımızdan kesmeyelim, belki bir mucize olur da uyanış ve diriliş başlar diye bekleme hallerimiz sürüyor.

Bu toplumun mahkum edildiği asalak ve tutsak hayattan kurtuluş için bir direniş hareketi örgütleyenler belki bu yaşananlardan cesaretlenir ve ortaya çıkar diye bekleyiş içinde olanlarımız da vardır ama benim son zamanlarda tanık olduklarım karşısında bu toplumu toparlayacak hiçbir örgüt ve ya siyasi liderin olmadığını katıldığım toplantılarda görmekteyim.

Her zaman birbirlerini suçlayan ve en doğruyu kendi söyledikleri olduğunu ortaya koyan bireyler, örgütler ve siyasi partiler toplumsal birlikteliği sağlamaktan çok uzak duruyorlar. Partisel ve kişisel çıkarları ve koltuk hayalleri ağır bastığı için ve dahası egoizm hastalıkları nedeniyle halkı düşünen yok.

***

Satılmış işbirlikçi siyasiler eliyle yaratılan bu cehennemde katlanın, dayanın diyerek, özveri, fedakârlık ve sabır fakir fukara emekçilerden isteniyor. Nesilleri tükenmekte olan Kıbrıslıtürkler seçim maskaralıkları sayesinde seçtikleri bu ahlaksız siyasiler tarafından uyutuluyor, ihanete uğruyor ve aman bir çıkar ve menfaat sağlarım düşüncesi ile hareket ederek kendi tükenişlerine katkı koyuyorlar.

Peki ne yapalım? Hiç bir şey yapmadan evimizde oturalım mı? Evet, oturalım, daha bıçak kemiğe dayanmadı, kimliğini, kişiliğini, onurunu, karakterini nesi varsa satan bu çıkarcı insanlar için bir adım öne atılıp hedef tahtası olmaya değer mi? Belki de haklı olan bu düşünce içinde olanlardır.

Ama hayır sayın seyirciler, daha her şey bitmedi, bu kokuşmuşluk ve kirlenmişlik içinde dahi olsak toplumu toparlarım umudu ile mücadele yolunda yürüyenler de var. Bu ülkede daha her şey bitmedi, bir değişim rüzgarı estirebiliriz diyerek insanımızı uyarmak ve yeni mücadele koşulları ile düzene baş kaldıranlar da var.

Bu ülkede bütün sorunların anasının, babasının bu kuşatma ve işgalin bir sonucu olduğunu yazmayan ya da yazmaktan korkanlara hatırlatmak istedim. Toplumumuzu bir hastaya benzetecek olursak hasta kanser olup bütün vücuda yayılmış ise ve bu hastalığı işgal ve Ankara getirip bu adaya bulaştırmışsa dünyaya bunu göstermemek körlüktür, korkaklıktır, inkârcılıktır…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar