Tek bildiğim başarmak zorunda olduğumuzdur
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Tek bildiğim başarmak zorunda olduğumuzdur

25 Temmuz 2020 - 08:30

Bazı köşe yazarlarının yazdıklarıyla övündükleri, ama çoğu zaman “keşke haklı çıkmasaydım” yakınmasıyla okuyucusu karşısında öngörülerinin gerçekleştiğini dillendirirken için için sevindiği durumlar vardır.Ve keşke ben haklı çıkmasaydım demektedirler. Bu da onların elinde son kalan tek övünç malzemeleridir.

Türkiye'de tek adam iktidarı kendi bildiğini okuyor. Defalarca yanılmış, defalarca kandırılmış olmasına rağmen itirazları, uyarıları, eleştirileri görmezden gelmeyi marifet sanıyor. Üstelik utanmadan kendi yaptıklarına vatanseverlik atfediyor, karşı çıkan, “Öyle olmaz yanlış yapıyorsun” diyene de vatan haini yaftası vuruyor.

“Ülkemiz nasıl daha iyi olur” konuşması, tartışması yapmayalım diye, bütün toplumu “Nasıl daha kötü olmayız” korkusuyla ve o korkunun sürüklediği savaş politikası ile teslim aldı. Kuşatılan bu adada “Aman bari var olanı koruyalım” psikolojisiyle teslim aldığı toplumu kötüye razı edip, ülkeyi yaptığı yanlışlarla bütünüyle yok olmaya sürüklüyorlar.

Hiçbir şeyden etkilenmeyen, hiçbir şeye üzülmeyen, her kötülüğü normalmiş, olabilirmiş gibi gören, bu berbat yaşamı kanıksayan, kötülükle yaşamayı içselleştiren tepkisiz zombilere dönüştük.

Ülkemize gerçekten bir saldırı var ve sizde aldığınız talimat gereği toplumu, kurumlarını, örgütlerini bölmeye çalışıyorsunuz? Ülkemize büyük bir saldırı varsa eğitimi niye bütünüyle çökerttiniz? Ülkemiz tehdit altındaysa bir ülkenin temel direği sayılan hukuku niçin yıktınız?

Susmak, içine kapanmak ile bütün riskleri göze alma pahasına işe yaramasa da doğru bildiğini söylemek, isyan etmek arasında sıkışıp kaldım. Sorun konuşmanın riskli olması da değil. Esas mesele ülkenin gerçek sorunlarının kimsenin umurunda olmaması. İnsanı bıktıran iktidarın baskıları değil, çoğunluğun bu kötülüğü, bu berbat yaşamı, bu ölümleri normalmiş, gerekliymiş, başka yol yokmuş gibi kanıksaması.

Susmayı, kenara çekilmeyi kendime yediremediğim için yazmaya, konuşmaya devam ediyorum.                    Daha iyisini istemekten bunun için elimizden geleni yapmaktan başka yolumuzun olmadığını bildiğim için bu çabadan geri duramıyorum. Çünkü burayı daha iyi, yaşanabilir bir ülke yapmak için mücadele etmekten başka seçeneğimiz yok.

Artık yetti, Farklı bir yaşam yaratma iddiasında olan herkes öyle ya da bu böyle bu sistem içinde şekillenmiş; onun bencillikleri, erkeklik-kadınlık anlayışı, geri tarafları, korkuları, açmazları, menfaat ilişkileri, hastalıklarıyla bir benlik kazanmıştır.

Bu benlik yıkılmadan mücadele insanı olunamaz. Değişimi kendisinde başlatmayan hiç kimse sisteme karşı mücadele iddiasında bulunamaz. Mücadele bir arınma sürecidir. Sadece sistemin dayattıklarına karşı kaba bir itiraz, kaba bir karşı koyuşla direniş olmaz.

En büyük mücadele, her şeyden önce insanın kendisiyle yüzleşmesi, alternatif ilkelere ve ölçülere göre kendisini yeniden yaratması, yeni alışkanlıklar kazanması, kabul ve ret ölçüleri edinmesidir. Düşmanın bizim elimizle, bizim içimizde gerçekleştirdiği her eylem veya yönelim tekil değil, kolektiftir.

Yapan kadar yaptıran, yapılmasına göz yuman, bunu görmezden gelen de sorumludur. Bu, öyle çok tasarlanarak yürüyen bir süreç değildir. Çoğu zaman yapanlar yaptıklarının suç olduğunun bile farkına varamaz, yaptığında sorun görmez. Asıl tehlikeli olan bu geriliğin ve ilkelliğin normal görünmesi, normalleştirilmesidir.

Mücadele kurumları içerisinde kendi benliğine dokundurtmayan, kendini yeterli gören, “kendine hayran” her anlayış, objektif olarak sistemin özelliklerini koruyan, farkında olsun ya da olmasın sistemin sözcülüğünü ve temsilciliğini yapan anlayıştır.

Ve geldik sona, ‘‘Kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir“. Voltaire                     Bir kişinin bir başkasına ait olmasıdır. Kula kulluğu getirmektedir. Alınıp satılabilen insan demektir.

Hizmet edilen kişi; efendi, sahip.Köle; yabancı dilde kelime anlamı “slave” anlamında kullanılmaktadır.  Hizmet eden kişi  köledir. Tam da Kıbrıslıtürk toplumunun içine düşürüldüğü gerçek ve yalın durum budur.

Bu durumu kabullenip zevkini yaşayanlar ile buna karşı çıkıp direnenlerin onurluca yaşam kavgaları. Sözümüz söz; işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, devrimciler olarak Ankara'da oturan sultan RTE'ye ve dayattığı faşizmi, zorbalığı yıkacağız, özgür bir ülkede mutu yaşamı öreceğiz. Ama nasıl? Bilmiyorum. Tek bildiğim başarmak zorunda olduğumuzdur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar