Toplumun haklarını savunması gerekenler iç dinamiklerdir
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Toplumun haklarını savunması gerekenler iç dinamiklerdir

30 Eylül 2021 - 10:08

Bu kokuşmuşluk içinde toplum olarak kendimize yaptığımız ‘En büyük kötülük direnme yoksunluğundan gelir’ demiş ya Groce; hakikatinde hayatlarımızdaki en ufak karanlığın, en ufak zalimliğin, en ufak adaletsizliğin bile direnme yoksunluğuyla kesinlikle yakından bağı vardır.

Nitekim kendi varlığını inandığı idealler için her şeyini, hatta geleceğini feda edebilen insan iradesinin büyüklüğü kadar direnmediği için insandaki değer yitiminin büyüklüğü de dehşet verici ve gerçektir.

***

Her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmak zorunda olduğu anlar vardır. Zira bir insanın yaşayıp yaşamadığını, atan nabzından değil; direnip direnmediğine ya da bir duruş sahibi olup olmadığına bakarak anlayabiliriz.

Nitekim hayatı dizleri üstünde yaşamayı tercih edenler soluk alışlarının anlamını hissedemezler. Direniş tutumundan vazgeçenler vazgeçtiği oranda ölüme yakınlaşır. İşte bu bakımdan direniş bir yaşam biçimidir, kimi zaman yaşamın kendisidir.

***

İnsanlar arasında eşitsizlik derinse eğer ortak bir yurdu paylaşmayı başaramadığımız içindir. Bugün toplum olarak içine düşürüldüğümüz bu karanlıklardan sorumlu olan maalesef sadece Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde bu derin eşitsizlik ve ‘karanlık zamanlar’ yaşanıyor.

Kant, sürekli insanlığın değer yitimine engel olacak, barışa ve insan haklarına gidecek olan yolun yalnızca bireylerin “iyi istemeleri” ile ya da ahlaklı eylemleriyle gerçekleşemeyeceğini, bunun gerçekleşmesi için toplumsal düzeyde bir örgütlenmenin gerekli olduğunu düşünür.

***

 Savaşların, yıkımların, zulmün en dehşetli manzaralarının bile sıradanlaştığı zamanların nefessizliğinde sanırım bu sözler oldukça önemli mesajlar taşıyor. Zira dünyamızı baştanbaşa saran kandan atmosfere ve içinden çıkılmaz değer kaybına nereden bakarsak bakalım hepsi de insan haklarıyla ve insani değerlerin yitimiyle ilgili görünüyor.

Bu bakımdan insan haklarını koruma sorunu, eylemsel, ahlaksal, evrensel ve siyasal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bizde birçok başka hastalık ev etkenler olduğu keskin bir kılıç gibi başımızın üzerinde dursa da dursa da bizimkileri rahatsız etmiyor.

***

Bizdeki asıl sorun eylemsizliktir çünkü eğer hakları koruyup savunan, güvence altına alan politik topluluklar ve örgütlenmeler orta yerde yoksa insan hakları soyut bir söylemden ibaret kalır.

Bugün en önemli sorunlarımızdan biri, belki de en önemlisi her alanda sahip olduğumuz haklara sahip çıkıp o haklarımızı savunmamaktır. Yani insan haklarına insan onuruna yine insanların yapıp ettikleri ya da yapıp edemedikleri durumlar en çok zarar veriyor.

Çünkü bu gün,  bu ada yarısında hüküm süren işgal koşulları hakkında konuşma, insanların çaresiz kalışları konusunda söz söyleme ve eylemde bulunma zamanının artık geçmekte olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.

***

Dostlar, bir şeyi yapmak ya da yapmamak kendi elimizdedir.  Yitirilen her değer, sessiz kalınan her haksızlık, eylemsiz kalınan her an bizi yaşananların ortağı kılıyor. Bize yaşatılanlar toplumsal ve siyasal bir sorundur, bireyselliği değil, toplumsallığı ve onun gücünü önemsemeliyiz.

Türkiye tarafından Kıbrıslıtürklere uygulanan siyasal bir sorundur; çünkü bütün yurttaşların insan olarak olanaklarını geliştirmeleri, özgür kimlikleriyle yaşayabilmeleri için gerekli koşulları sağlamak ilerici güçlerin görevidir. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar