TÜRKİYE TARİHİNDE EN BÜYÜK TALİHSİZLİK
Kazım Denizci

Kazım Denizci

TÜRKİYE TARİHİNDE EN BÜYÜK TALİHSİZLİK

05 Haziran 2020 - 02:00

Artık hiçbir şey beni şaşırtmaz diyordum, ancak bu kadarına pes derim, Erdoğan Türkiye'nin başına gelmiş en büyük talihsizliktir, nefretinden, kininden, düşmanlığından, hiddetinden, hedefinden ne içerde ne de dışarıda olanlar kurtulabiliyor.

Kimse gücenip üstüne almasın ama benim çok basit bir tanımım vardır,  kişilik, kişilik en tepede insanın  şemsiyesi gibidir. Kişilik ve kimlik konuşurken, karakteri, huy-mizaç ve karakteri konuşuyoruz. Fıtrat insanın doğuştan getirdiği, ahlak sahibi olmak, korunma içgüdüsü, yeme-içme dürtüsü, irade ve benlik bilinci özellikleridir. 

Huylar da doğuştan gelir, içine kapanıklık, tez canlılık gibi ve değişmez karakter insanın yaşama üslubudur, dürüst ya da ahlaksız bir dolandırıcı olması gibi. Bütün bunların toplamı olan kişilik hareket halindedir ve değişir, değişmeyen yaşadığı süre içinde yalnızca Denktaş'tı.

Çünkü dünyayı algılama, öğrenme biçimimizde en çok beyinden yola çıkılır. Henüz çözülmemiş birçok gizemi var, her geçen gün yeni bir bölgesini keşfediyoruz. Beyni tanıyıp üzerine bilim bina ettiğimiz zaman birçok kısa yola ulaşma şansımız olacak.

***

Sevgili Dostlar, Yepyeni bir yıla daha ne umutlarla merhaba demiştik. Umut barış refah, sağlık ve güzellikler dilemiştik 2020 yılı başında Çin'den bütün dünyaya dalga dalga yayılan bir hastalıkla tanışmış ve adamıza kadar gelip hayatları alt üst etmeye yetiyordu. Tabi Kıbrıslılar olmak üzere, bütün insanlığa.

2020 yılı Huzur, Sağlık, Barış, mutluluk, helal bol kazançlar getirsin dualarla en çok insanca yaşayabileceğimiz günler nasip etsin yüce yaradan yalvarışları da bir kenarda duruyor. İnsanlık olarak bütün bunlara çok ihtiyacımız vardı. Şöyle geriye doğru bakıyorum da geldiğimiz nokta da insanlık tarihinin en çılgın yüzyılını yaşadığını gözlemliyorum.

Bir yandan ateşten gömlek misali  insan olabilme  olgusu, Diğer yandan büyük bir hadsizlik ve dahi kendini bilmezlik, yan yana durmakta  medeniyet asrı olarak değer bulan bu bahtsız zaman diliminde her  ne kadar güçlü olursa olsun, bir gün mutlak bir biçimde gücünü kaybetmeye mahkûmdur!

Lakin bu durumun ne kadar bilincindeyiz? Neden günümüz insanı haddini bilmeyen derin bir ruh halinin, büyük bir çıkmazın içinde acaba? Neden iyi insan olmak yerine, kötü olma pahasına  karanlık dehlizlerde  gelecek arar oldu? Neden ölüm gerçeğini bilen insanoğlunu içine düştüğü hadsizlikten hiç kimse caydıramaz oldu.

***

Bu soruyu cevaplamak için bazı süreçlerin  hatırlanması  gerekiyor, örneğin  emeksiz kazanılan büyük paralar, mazlum rolü oynayarak birkaç günde gelen şöhret, aniden yükselen başarı grafikleri, Mevkiler, Makamlar ve bu makamların getirdiği güç. İşte bütün bu süreçlerdir hadsizlik denen girdabın içine çeken…

Günümüz insanını da şımartmış ve yönünü yörüngesini kaybettirmiş, dayanılmaz bir şımarıklığın kısır döngüleri  içine atmış  yok etmektedir önüne ne çıkarsa, oysa tarihin tozlu  sayfalarını  karıştırdığımızda  bir büyük mezarlıkla karşılaşırız, bu öyle bir  mezarlıktır ki içi gırtlağa kadar çirkefe batmış  insanlarla dolu…

İşte gözümüzün önünde görürüz  içinde bu tanımlamalara uygun  bir çok tanıdık  simayı, bu gün  adı şanı unutulmuş, hatırlanmayan, haddini  bilmeden, insanlığını unutanlardan, paraya tapanlara,   olağanüstü güçlerine güvenenlere ve bir pire için gereksiz yere yorgan yakanlara kadar herkes gitmiş, bitmiş ve tükenmiş  olarak ayakta durmaya çalışmaktadır.  Ne hazin bir iştir, ne acınası bir çelişkidir, ne büyük sondur…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar