Ve bu da bitti ama kötü yaşam devam edecek
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ve bu da bitti ama kötü yaşam devam edecek

24 Ocak 2022 - 10:07

TC elçiliği aylardır etkin TC nüfusunun yoğun olarak yaşadıkları yerlerde, kendi seçmenlerini karma oy kullanmaları için zorlama yapmışlar… Bütün partilerin listelerinde adayları var ve onları meclise sokmak için yoğun çaba sarfettiler.

Kazanan her zamanki güç yine kazandı, seçilmek için harcanan para ve zaman boşuna gitti.                                             TC Elçilik mensupları ne derse onu yapıyor, Para karşılığı hatta 3-5 paket makarna, fasulye, pirinç, şeker karşılığı oyunu satıyor, Devlette iş, aş, çıkar karşılığı, eline tutuşturulan listeye oy veriyorsa bunun adı seçim mi olur?

Gerçi kazanacak vekillerin hepsi de onun hizmetinde olacağından çok emindir..  Serbest ve adil seçimler, “çağdaş demokrasilerin ayırt edici” özelliklerinden biridir. Seçmenlerin sandık başına gitmeleri, siyasal sistemin meşruiyetini onayladıkları anlardan biri olmaktadır.

Bununla birlikte yerleşik demokrasilerde seçime katılma oranlarının giderek gerilediği görülmektedir.  Bu durum, günümüzde hiç olmayan demokrasinin yaşadığı krizlerden birini oluşturmaktadır. Oysa seçmenler, “siyasal sisteme yabancılaştıkları” için olduğu kadar memnun oldukları için de sandık başına gitmiyor olabilirler.

Dolayısıyla seçime katılma oranlarının değerlendirilmesi bakımından bazı ortak konu ve etkenlerden söz edilebileceği gibi, her ülkenin öznel koşullarının oluşturduğu unsurlar da görülmelidir.                                           Dün sandığa gidip oy verenler. 

Egemen ve iktidar olan TC yönetimi adına yönlendirilen “belirleyici bir grup” tarafından “adaylar” arasından “tercih” yaparak, kendilerini yönetecek kişiyi seçtiklerini değil talimatları yeri getirecek kişilerin seçilmesi için çalıştılar.

Çünkü “ Anti demokratik mekanizma”da insanların gerçekten “seçebiliyor olma”sını sanmaları önemli değildir; Stalin’in dediği gibi, “insanların seçimlerin yapılmış olduğunu bilmesi yeterlidir.” Mekanizma böyle kurulmuş. İşte bu yüzden, “seçim mekanizması”na artık inanmıyorum.

Peki, şimdi ne yapacağız, kimi seçeçtik? Gerçekten “seçtiğimizi sanarak” avunacak mıyız, yoksa “seçmediğimiz”in, sadece “seçilmişler arasından tercih yaptığımız”ın farkına varabilecek miyiz? Bence, seçmen artık “oy vermek”ten öte geçerek “kurtuluşa” talip olmalı.

 “Seçebilme yetkisi”ni çoktan kaybetmiş hatta hiçbir zaman seçme yeteneği olmamış, “asıl belirleyici” olarak asıl olan temel kriterler biat etmek olacak. Mesela:

Demokratik hakkını kullanarak seçimini yaptıktan sonra “hesap sorabileceği” ve “denetleyebileceği” kadroları mı seçecektir? Seçim varsa “seçmen beklentileri” de vardır. Seçmen, beklentilerini karşılayacağına inandığını seçer mi?

Her ne kadar bu beklentiler partilerin “seçim öncesi duruş”larıyla ve “seçim sonrası için vaatler”iyle belirlense de, “seçmen beklentisi” çoğu zaman, “siyasal kadrolar”ın vadettiklerinin yerine getirilmesinin ötesine geçmeli.

Bizim olmayan seçmen mührünü eline alan, “oy vermek”le “seçim yapmak” ikilemi arasında hangisini icra ettiğinin bilincine varırsa, sandık sonuçları belki bir nebze olsun gerçek değerine yaklaşabilir.

Göğsünüzü gere gere oyunuzu kullandığınızı gösterin gençler! Çünkü sizin bir tek oyunuz var. Bir de telefonunuz, İletişim kurmak için, iş aramak için, iş görüşmesi yapmak için, belki birazcık mutlu olmak için…

Siz göğsünüzü gere gere gösterin telefonunuzu! Sizin sadece telefonunuz var ama onların kaçırdıkları vergiler, milyonlarca haksız kazanç ve bu düzeni sürdürmek için çevirdikleri dolaplar var…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar