YAŞADIĞIMIZ BU ADA YARISINDA ŞİMDİ HER GÜN ÖLÜYORUZ!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

YAŞADIĞIMIZ BU ADA YARISINDA ŞİMDİ HER GÜN ÖLÜYORUZ!

27 Aralık 2019 - 07:30

Yaşadığımız bu coğrafya çok küçük ama yaşattığı acıları o kadar büyük ve çoktur ki anlatılamaz. Ancak bir sevdiğimizin ve ya yakınımızın ocağına ateş düştüğünde anlarız acıları büyüklüğünü. Bu kokuşturulmuş adada tanıdığım iyi insanlardan birisidir Nazan Gözdağ. Basın camiasında emek verdiği sırada tanımıştım onu ve ailesini.
Eşi Lefkoşa belediyesi çalışanı idi, Samanbahçe de evkaf evlerinde ikamet ediyorlardı, Fakirlik, fukaralık ve hastalıklar bir türlü yakalarını bırakmadı. Eşinin, kendisinin sağlık sorunlarını daha iyi koşullarda halletmek, çocuklarının iyiliği ve gelecekleri için Londra'ya yerleştiler. Öz yurtlarından bağlarını bir türlü kopartamadıkları için arada bir gelip giderlerdi.   
İşte bir ayağı Kıbrıs öteki ayağı Londra'da olan Londra'da yaşayan Nazan Gözdağ arkadaşımız hayırlı bir iş için geldiği memleketinde başına gelenler için bir anne olarak feryat ediyor haklı olarak.
Londra'dan bir yazı göndererek abi bu yazımı yayınlar mısınız diye sordu, içi yanan bir anne olarak Nazan Gözdağ'ın feryat çığlığını okudukça insanlığımdan ve yaşadığımız bu düzenden o kadar daha nefret ettim. 
Nazan Gözdağ'ın  yazdığı yazsında 4127 km'yi  asıp kızımızın mutluluğu için Kıbrıs'a geldik. O kadar heyecanlıydık ki!  Yerimizde duramıyorduk. 6 Ekim gecesi Amasyalı ailesi kızımızı istemeye geliyordu. O gece bizim için unutulmaz bir gece olacaktır.  Saat ‘tik tak, tik tak sesleniyordu. Heyecan ve telaşla son hazırlıkları gözden geçiriyorduk. 
Bir anda saate baktığımda tam olarak 7:00 gösteriyordu. Kapının onu pembelerle süslenmiş, sokak baştan sona kadar sandalyelerle kapatılmıştı. Sokağa baktığımda misafirlerin neşe içinde fısır fısır konuşmaları ve gülücüklerini duyuluyordu.  O kadar insan bizim için toplanmış mutluluğumuzu paylaşmaya  gelmişlerdi. Amasyalı ailesinin babası bayağı heyecanlı bir şekilde saatine bakarak  gelmesi beklenen küçük kardeşini bekliyordu.  Artık heyecan doruktaydı. Onlarda bizim kadar heyecanlıydı. Evet saatler değil, saniyeler kalmıştı. Amasyalı ailesini den gelmesi beklenen son kardeş de ailesiyle birlikte yoldaydılar ve bize doğru geliyorlardı.
Hatta face de resim bile paylaşmışlardı.Kız istemeye gidiyoruz diye. Zaman ilerledikçe herkes sabırsızlanmaya başlamıştı. Ancak Yahya Amasyalı ve ailesi gecikmişti. Herkes heyecanla sihirli sözcükleri bekliyordu. “Allahın emri, Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyeceklerdi.
Bir anda telefonlara düşen mesajlarla, kahkahalar yerini çığlık seslerine bıraktı. Gelen mesajlarda aynen şöyle diyordu. “Felaket Gecesi” “Feci Kaza” “kız istemeye giden Amasyalı ailesinin Feci sonu” Ve Haber devam ediyordu... 
“Üç kişi hayatini kaybetti iki kişi de ağır yaralandı” Olay Mağusa - Lefkoşa anayolu Turunçlu, Ulukışla arasında meydana geldi. Bir anda ağlama sesleri ve çığlıklar daha da yükseldi. Hepimizin şaşkın ve olanları anlamaya çalışıyorduk. Meğerse biz kız vermeye değil cenaze töreni için gelmiştik.
Bu kazaya sebebiyet veren kişi belli ki şişenin dibini bulana kadar içmişti. Arkadaş Hem Şişenin dibini bulmuş, hem direksiyon sallıyor, hem de sürat 200 km. Ve bizim ocağımıza ateş düştü. Bir ailnin yaşamı, hayatı karartıldı. Hangi Anne ve baba, kızının başını duvarlara vurarak bağırmasına seyirci kalabilir? “söz yapmasaydık Onlar ölmeyecekti” diye kendi kendin oradan oraya atmasına dayanır.

***
Bu sayfalarda hangi birini yazalım diye iki defa düşünüyoruz. Neticede biz de gerçekte insanız ve duygularımız var. Bir babanın acısı: “Evladım gitti, içim yanar” trafik kazasında hayatını kaybeden Esra Korcan’ın babasının yaşadığı anı anlattı, Rahme Çiftçioğlu paylaşımında, “trafik kazasında öldü”  diye haberini yazdı Esra Korcan’ın. En belirgin sözler “İnsan kimseye evlat acısı vermesin”, “Bu cinayet”… 
Sonra adam ağlamaya başlıyor.  “Evladım gitti. İçim yanar…” Kalbi sıkışmış… kardeşi getirmiş hastaneye. Evladın gitmesi, için yanması ne demek bilemeyiz biz. Odayı paylaştığı tansiyonu yüksek annem bilemez, kafa travması geçiren teyze bilemez, karın ağrısıyla kıvranan genç adam bilemez…  Yanına oturdum. Konuştuk biraz. Birlikte yaşadığı kızına her sabah kahvaltı hazırladığını anlattı. Dün sabah da hazırlamış, yumurta kaynatmış, kahvesini yapmış. Geceden yemediği kebabı işe götürsün diye çantasına koymuş. Bir babanın inceliğine bakın…”İnsan bilebilir mi?” diyor “başına gelecekleri? 
Bilse hiç gider mi?”  Konuşmalardan  kızının kaza geçirdiğini anlamış.  Bir insanın o şiddette bir kaza geçirdiğinde bedeninin aldığı hali anlatıyor satır satır… Ey milliyetçi ve anavatancı takım 1974 öncesi verilen toplumsal kurtuluş mücadelesi işte böyle taçlandırıldı. Şimdi her gün ölüyoruz

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar