Yediler, yuttular, şimdi defolma zamanı
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Yediler, yuttular, şimdi defolma zamanı

10 Temmuz 2021 - 08:51

Bu ada yarısında öyle akıl almaz gündemlerimiz var ki, etrafımızda neler olup bittiğine bakamıyoruz. Belki de asıl sorunumuz bu… Meselelere hep bu korsan ada penceresinden bakmak… Bu nedenle hep düne ve yalanlara bakıyoruz. Dünyada olup bitenler gündemimizde olmadığı için haliyle ‘yarınımız’ da gündemimizde yok.

Oysa dünyada, her alanda insanlığın tarihini köklü biçimde değiştirecek çalışmalar, deneyler yapılıyor, baş döndüren bir hızla gelişmeler yaşanıyor…

Bunlardan biri ve belki de en önemlisi yapay zeka üzerine yapılan çalışmalar. Henüz deneme aşamasında ama görünen o ki, önümüzdeki 15-20 yıl içinde yapay zeka ile tanışacağız. Bu konuda bilim insanları ikiye ayrılmış durumda.

Kıyılarımızdan, sınırlarımızdan insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, hayvan kaçakçılığı, dağların doruklarına, ana yollarımız üzerine ve sokak aralarına kurulan yasal ve yasadışı kerhanelerde fuhuş... Zavallı ”KKTC” paraya ihtiyacı var ya ihtiyaç duyduğu paranın, sermayenin bir bölümü bu bataklıklardan topluyor...

Doydular mı? Hayır doymadılar ancak asıl, sermaye kaynak Maraş’tan ve diğer yerleşim alanlarındaki Rumlardan kalan ganimet taşınmaz mallarını satarak yiyip yutanlar, depolarda istifli mallarını, 1974 teknolojisine göre yapılmış eşsiz üretim makinelerini, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talan ederek satarak yaratıldı.

Rejim yanlılarına en lüks evler en verimli bahçeler ve çalışmaya hazır fabrikalar dahası içinde hayvanlar olan çiftlikler, araziler verilirken birçok insan da talan ve soygun anını çaresizce seyredip beklerken kafasına dayalı namlunun gölgesinde kendisine başını sokacak bir eski evin verilmesini bekledi.

***

Evet, dostlar 1974 savaşından sonra savaş ganimeti saydıkları sanayi bölgelerindeki devasa fabrikaların lüks villaların, apartmanların defalarca el değiştirildiğini de gördük. Kimi örneklerde yazılı belgeye dahi ihtiyaç duyulmadı, silahlı birtakım adamlar davetsiz geldiler ve el koydular.

Kendilerinden olanlara o zamanlar dağıtsınlar diye haksızca, hukuksuza dağıttıkları sonradan düzenlenen sahte evraklarla koçan verdiler.  Artık satış serbest olunca kendiliğinden de “mafya ekonomisi” kuruluyordu. Savaş suçuna ortak oldular sağcısı da ama namuslu geçinen solcusu da…

Artık Türkiye tarafından fazlasıyla işlenen savaş suçları ile ihya edilenler arasında bazı açıkgözler banka sahibi yapılırken, tanımlama, pezevenkten banker, çek-senet tahsilatçısından holding sahibi, ordu ve düzeyden emekli olanlar memleketin patronu oldu…

Evet bu ila nihayet devam edeceği sanılan bir süreçti ama azalıp dibi göründü ya Rum halklarına ait taşınır taşınmaz malları ile kültürel mirası, teknolojik bütün zenginlikleri  ve daha birçok değeri yiye yiye, yağmalaya yağmalaya zengin oldular!

***

Bu da bir birikim modeliydi. Geçmişte ücretli kölelere günde 14-15 saat kan kusturup sermayesine sermaye katan batılı “öncü patron”lar kadar ne zamanları ne de imkanları vardı. Emek hırsızlığıyla yetinebilir hale gelmek için sosyalizm döneminde yaratılan bütün değerleri iç etmeleri gerekiyordu.
Bugünkü Rusya’nın sermayedarlarının neredeyse tamamı, bu acımasız süreçte rakiplerinden daha atik, daha acımasız ve daha barbar oldukları için ayakta kalanlardır, emin olabilirsiniz.

Rusya’da kaba kuvvet, Türkiye’de kurnazlık ve riya!

Kuşkusuz 1990’lar Rusyası ile AKP Türkiyesi arasında büyük fark var. Erdoğan ve ekibi, ağır sorunlarına rağmen bayağı gelişmiş bir kapitalist ekonomi devralmıştı. Üstelik, Türkiye’de “köklü” burjuva aileler vardı, öyle mafya görüntüsü filan vermezlerdi. Zaten onları üzmeyen hükümetlerle çalışıyor, çok sıkıştıklarında bir telefonla iş çözüyor, elde tuttukları tekelci medya ile toplumun nabzını kontrol ediyor, olmadı darbeci generallere mektup yazıyorlardı “efendim şu sendika yasasına şeyi de ilave edelim” diye…

Görüntü biraz aşağılara, özellikle turizm, inşaat, tekstil sektörlerine sonradan giren karaparacılara gidildiğinde değişiyordu. Orada rakiplerinin ayağına sıkmak, uyuşturucudan nemalanmak, ihaleye fesat karıştırmak, hayali ihracat, hileli iflas, ne ararsanız bulabilirdiniz.

AKP’nin Milli Görüş’çü kadroları bu tabloya baktı ve belli ki “bu ne büyük ısraf” diye düşündü. Muhtemelen içlerinde yalnız Rusya değil, diğer Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan “birikim modeli”ne tanıklık etmiş, hatta üç-beş kasasını doldurmuş olanlar da vardı. Ve Rusya kadar değilse de, alabildiğine zengin bir ülke olarak Türkiye talanı, yağmayı bekliyordu.

Fabrikalar, ormanlar, akarsular, kıyı şeritleri, dağlar, ovalar, enerji hatları, kent parkları, tarihsel-kültürel zenginlikler, tarımsal araziler, yerin altı, yerin üstü, gökyüzü, hastaneler, okullar, aklınıza ne geliyorsa hepsi ama hepsi kapitalist ekonomi tarafından yutuldu. Yandaşlar yuttu, eskiden gelme ekabir patron yuttu, onlara servis yapan bürokrat yuttu, padişah yuttu, oğlu yuttu, kızı yuttu, bakanı yuttu, Arap şeyhi yuttu, Amerikalı spekülatör yuttu, yuttukça “Yarabbi Şükür” deyiverdiler. Rusya’dakine benzer bir “birikim” modeliydi bu üretken olmayan, geçici, hastalıklı…

Şimdi bir yandan deniz bitti, bir yandan halk “yeter be” dedi, bu akıl almaz çılgınlık yıllarında zenginliğine zenginlik katmış olan “birinci sınıf kapitalist”ler “bu kadar yemeyecektiniz bre zındıklar, her şeyi yüzünüze gözünüze bulaştırdınız” diye diklenmeye başladı. Padişah “yeriz ulan, gerekirse sizi de yeriz” diye bağırdıkça ağzından ayakkabı kutuları, villalar, banka hesapları, lüks arabalar dökülür oldu. Bu daha başlangıç, artık tutamaz, hepsini kusacak belli.

Rusya’da barbarların bir bölümü kodese tıkılmış, hatta servetlerine el konmuştu. Onca çalıp çırpmadan sonra, azıcık düzen gerekiyordu. Bizde ne olur, bilinmez. Birileri kaçabilir, birileri hapsedilebilir, birileri de delirebilir.

Ama çark bu şekilde döndükçe, halktan çaldıkları piyasa oyuncularının yanına kâr kalır. Birileri o zenginliklerin üzerinde oturmaya devam eder.
Ta ki, büyük insanlık hırsızın kıravatlısının da takunyalısının da, pezevenginin de aracısının da, yollusunun da yolsuzunun da tepesine çöküp, topluma ait olan ne varsa hepsini geri alıncaya kadar. Hani “fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar…” sloganındaki gibi.

İnşallah mı? Yok öyle değil, şöyle: Hadi Yallah!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar