Yeter artık" bu halklara ihanet etmeyin"
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Yeter artık" bu halklara ihanet etmeyin"

24 Şubat 2021 - 11:07

Türkiye bu insanları unuttu, çünkü ne iktidarın ne medyanın gündemindeydiler - propaganda malzemesi olmadıkları sürece. Herhangi bir ülkede, asker, polis, sivil, 13 kişi bir örgütün eline esir düşse... Siyasetçisi, medyası, sivil toplumu konuyu her daim gündemde tutar. Ancak Türkiye’de bu olmadı.

Birkaç haber, birkaç muhalif siyasetçinin çabaları haricinde konuyu gündeme getiren, çözüm öneren yoktu. Büyük çoğunluk, PKK’nin 5-6 yıl önce esir aldığı kişilerden ancak öldüklerinde haberdar oldu. (TC Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan ise dünkü konuşmasında 5-6 aydır esir tutulduklarını söyledi.)

Bu duyarsızlığa, acı haberi savaş ve intikam naralarıyla birlikte veren medya dahil...

Çocukluk yıllarımda savaşla tanıştım, biz köydeki evimizi terk ettik, Marmara bölgesinde evini terk eden başka birinin evine yerleştik, köy yaşamından kasaba yaşamına adım attım, 1964 yılı başlarında. Fakir ve kalabalık bir ailenin bir bireyi olarak gençliğe geçiş yaptığım yıllarda tanıştı hak hukuk, emek sömürü ve sınıfsal mücadelede saf tutmayı.

Bitmeyen sömürü ve emek kavga, hayatıma yönlen vermeye başlayan Marksist- Leninist düşünce.

Hele kadınların rekabeti başladı mı, hiç şansınız yoktur zaten.  Sırf kadınlar mı, hayır tüm herkes sanki ruhunu şeytana satmış gibi, yeniyi, bir üst modeli, en modernini, son teknolojiyi övmek için ağız birliği etmişçesine etrafınızı sarıp amacına ulaşana kadar seni boğarlar. Zaten boğmak için yabancıya gerek yok yanı başımdakiler yeter.

Ha de aslanım “Al, değiştir, alçaktan yukarı son modele doğru yükselt, paran yoksa borçlan, sen benim yiğidim, güçlüsün, kuvvetlisin, cüsseye bak çalışır ödersin, koç’sun sen maşallah” gazlamarından, baskılarından kaçış var mı? Bir çok şey girdiği gibi varsın bu da girsin bir yerimize de kavga olmasın, huzur kaçmasın diyerek yedik.

Ve ta ki sana en büyük kazığı atana kadar sıraya girenlere yandaş yalaka gazetelerde, televizyonlarda, yetmedi sosyal medyada tam sayfa reklamlar verilir ve asıl assolist çıkar en son sahneye, adı da size hizmette sınır tanımayız reklamları…

Her nereye baksanıza, gündüz hayalinizde, gece düşünüze, rüyanıza girer, belki zar zor daldığınız uykunuzdan çığlık atarak kan ter içinde uyanırsınız, ta ki bu yeni talepleri yerine getirene kadar üzerinize gelecekler ve her şeyden daha yakın davranışlar sergileyecekler size. 

"Yeter Artık", sen mi kurtaracaksın bu memleketi? "Boş ver be gardaş" sen yalnız başına ne yapabilirsin ki? Üstüme üstüme gelmeyi sürdürerek "Kahraman mı kesildin başımıza?"

Ve daha pek çok böyle sorulara,  bu yaşananlara bir isim vermiş olsaydım, "özgür olamamış ruhların, özgür olamamış beyinlerin çaresizliği" adını verirdim. Ne olur bir düşünün dostlarım.

Bu soruları yönelten kişiler, bu soruları yanlış kişilere sormak için harcadıkları zamanı doğru kullanıp, sorularını gidip asıl suçlulara sormuş olsalardı, şuan çok daha güzel bir ülkede yaşıyor olurduk..

Ne yani, doğru değil mi? Aniden biri çıkıp şöyle diyor utanmadan, "Yerden göğe kadar haklısın ama sert yazma."  Madem yerden göğe kadar haklıyım "aması maması mı var be ammma " nedir bu yaşanan rezaletler ve susan muhalefet? Evet, sert yazıyorum..

Fakat benim sertliğim karşımdaki asıl suçlunun söylediği yalana orantılıdır. Ve "O yalancılığı bıraktığı zaman bende sert olmayı bırakırım. O kendi toplumuna ihanet etmeyi bıraktığı zaman, bende ona sert yazmayı bırakırım."

Peki bana "sert yazma" diyen arkadaş, neden gidip onlara, "bu topluma ihanet etmeyin" diyemiyor? Diyemez.. "Çünkü bunu söyleyebilmek için tam anlamıyla özgür bir birey olmak gerekir." anladın mı?

Özgürlük tamda işte böyle bir şeydir işte tam da burada  "Özgürlük insanın ruhundadır, yüreğindedir, aklındadır." Ve özgürlük, asıl suçluya "Yeter Artık" diyebilmektir..

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar