Bu zorba yönetim iktidarda kaldıkça Türkiye rahat etmez!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Bu zorba yönetim iktidarda kaldıkça Türkiye rahat etmez!

26 Nisan 2020 - 17:18

Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde “adil yargılama” talebiyle başladığı açlık grevi eylemini, bir süre sonra ölüm orucuna çeviren Mustafa Koçak, 297. günde yaşamını yitirdi. Hiçbir delil olmadığı halde sadece gizli tanık beyanıyla müebbet hapse mahkum edilen Koçak, uğradığı haksız yargılamayı uzun zaman önce anlatmaya çalışsa da sesini bir türlü sorumlulara duyuramadı.

Koçak, sesini duyurabilmenin son çaresi olarak ölüm orucu eylemini seçti. Uzun zamandır kamuoyunun gündeminde olan Mustafa Koçak, herkesin gözleri önünde ölüme terk edildi.

Mustafa uzaktan yakından hiçbir ilgisinin olmadı bir dosyadan sadece (yalancı şahit) itirafçı Erdoğan diktatörlüğü tarafında adalet sistemine sokulan gizli tanığın beyanlarına dayanılarak, elde başka tek bir delil olmadan müebbet hapse mahkum edildi” yaşanan hukuksuzluğun hesabını muhakkak verecekler.

Bu konuda konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı avukat Gökmen Yeşil, cezaevinde bulunan tüm tutuklu ve hükümlülerin yaşam hakkının her zaman her durumda iktidarın sorumluluğunda olduğuna işaret ederek, “Bu bir cinayettir ve bundan iktidar sorumludur” dedi.

Önümüzdeki günlerde yine bir direnişçinin ölüm haberi ile sarsılabiliri, Yaşanan bu adli skandallar karşısında Türkiye medyası haber dahi yapamıyor, korkutulan, sindirilen, satın alınan gazeteler ve gazeteciler bir gün gelip yaptıkları ile utanacaklar ama utanmaları yanlarına kalmayacak yargılanacaklar. Alet oldukları bütün skandal olaylarve saklanamayan kirli çamaşırları bir şekilde ortaya dökülebilir.

***

Demirtaş’ı tahliye olduğu davadan yeniden tutuklayan Saray yargısı, aynı fotoğraftan dört ayrı dava açarak da dünya hukuk tarihine adını kara harflerle yazdırmayı sürdürüyor.

Çözüm süreci yıllarıydı 2013 ve 2014. BDP ve HDP heyetleri hem hükümet yetkilileriyle hem İmralı ile hem de Kandil ile görüşüyorlardı. Her şey herkesin gözü önünde oluyordu. Ülkede barış havası esiyordu. Heyetlerin her İmralı ve Kandil’e gidiş gelişi büyük haber değeri taşıyordu.

İmralı’da ve Kandil’de çektirilen fotoğraflar neredeyse tüm medya organlarında yer alıyordu. Hem de ‘barış’ güzellemeleriyle. AKP’lilerin ağzından ‘barış’ sözcüğü ve ‘Kürtlere övgü’ eksik olmuyordu. Bugünün troliçeleri sosyal medya hesaplarından ‘sarı-kırmızı-yeşil’ diye bağırıyordu… Kimi Saray kalemşörleri köşelerinden Öcalan’a övgü diziyordu.

Ne zaman ki Erdoğan barış masasını devirdi, bu kez o övülen fotoğraflar hem de aynı kişiler tarafından ‘suç unsuru’ gibi gösterilmeye başlandı. Fotoğraflarda yer alan HDP’li siyasetçiler hakkında fezlekeler hazırlandı, davalar açıldı.

Bizzat AKP hükümetinin onayı ile gerçekleştirilen görüşmeler "terör örgütü propagandası" sayıldı.              2016 Mayıs’ı. Meclis’te dokunulmazlık görüşmelerinin 2. tur oylaması yapılıyordu. AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, "HDP’nin Kandil’den talimat almadan yürüyemediğini" söylüyordu. Sırrı Süreyya Önder, kürsüye çıkmış ve Turan’a şu yanıtı vermişti:

 

"Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan’dı. Beni aradı. ‘Kandil’e gittiniz, ne oldu?’ dedi. Bunun devamını mahkemelerde söyleyeceğiz." Herhalde bundan daha büyük bir delil olmaz o fotoğraflardan ve gidiş gelişlerden dönemin başbakanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın haberinin olduğuna…

Ama AKP iktidarı masayı devirmiş ve Türkiye’yi yeniden bir kanlı sürecin içine sürüklemişti. Ve HDP’ye yönelik operasyonların da önü açılmıştı.  Ve Sırrı Süreyya Önder bu fotoğraf nedeniyle de yargılandı. Mahkemelerde de Kandil’e gidişlerinin bizzat hükümet ve MGK kararıyla olduğunu anlattı.

***

Erdoğan ve ekibi Uluslararası Ceza Mahkemeleri yolunda sürükleniyorlar, Mutlaka yargılanacaklar. Lahey’den Yüce Divan’a mekik dokuyacaklar. Savaş suçları, toplu katliamları, işkenceler... Failleri gün gibi ortada! Hele bir oy oranları %35'lere düşsünler işte o zaman görün bunların hempalarını.

Birlikte hareket ettikleri her yerden ihbar telefonları yağmaya başlayacak. Bütün vücudunu kana yatırmayıp sadece paçasını bulaştıranlar günah çıkarma ayinlerine başlayacak. Yargılamalarda tüm pislikleri ortaya saçacaklar. Hüngür hüngür ağlayacaklar.

Bunlar şöyle çaldılar, böyle hortumladılar, ses çıkarmak istedim ama baskı yaptılar, savaş suçu işlediler, insanları katlettiler diyecekler. Bazıları daha ileri gidecek alın video kayıtları, alın size tapeler. Ben masumum hepsini bunlar yaptı diye birbirlerini gammazlayacaklar.

Bu diktatörlük ve ekibi son nefeslerini nasıl vereceğini kestirmek mümkün. Bunları ortaya atarken İslami faşistlere karşı takıntılı bir iç rahatlatma yapmıyoruz. Bütün yaşattıkları olgular böyle olacağını işaret ediyor. Günü gelince sağ kalır da ölmezsek göreceğiz

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar