Yorgunluk var yılgınlık yok
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Yorgunluk var yılgınlık yok

04 Aralık 2018 - 08:45

Dünyamızda yaşana kanlı savaşların  sonrasında barışı konuşmak ve ona ulaşmak için yeniden masaya oturulacağına göre kan dökmeden yani ayrılıkların olduğu yerde, başından  neden oturulup konuşulmaz? 

Farklı coğrafyalarda yaşanan bin bir farklı savaşların ortasında ölmek ve öldürmek yerine güçlü bir barışı neden inşa etmekten kaçınılıyor? Tabii Düşman’daki gibi savaşı dünyada gördüğümüz, gözlemlediğimiz bütün eşitsizliklerden soyutlayıp eşitler arası gerçekleşen bir barış haline getirmek için verilen mücadelede bazı noktaları kaçırmamıza da neden olabiliyor.     

Peki barış anlayışını sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı bir yerden biz nasıl anlatabiliriz diye düşünüyorum. Düşman güdüsü sayesinde aklımızda böyle bir soru, önümüzde böyle bir saplantı da beliriyor. Yani bizim değil, dış güçlerin çıkarlarını düşünerek malzeme yaratırız. Daha ne olsun. 

***

Mücadele içinde İtici bulunur yılgınlık, yorgunluk diyelim öyleyse. Her defasında aynı yerden başlamanın yorgunluğu. Onarılmaz bir şeyler var yinelenen şu heyecan, hırpalanma ve örselenmelerinde. Don Kişot misali hep tek başına kılıç sallar gibi, öne atılmışlığın ve bunca ezilmenin de bir sınırı olmalı oysa. 

Tam başlarken çöküverenin üstüne yeni bir tutku inşa etmek, daha gürültülü yıkımların habercisi. Güçsüz düşüren yığınsal bir telaş, dalgalar halinde yayılan bir çoklu boğuntu gırtlağımızı sıktıkça sıkıyor, olanca gücü ile. Bir değme vaadi, ama aslında insanın insana, anın da geleceğe ilgisizliğinin işaretidir yaşadığımız. 

Bir yarını yok gerçekte hiç kimsenin ve de hiçbir şeyin. Sarsıntılı, önüne geleni kapıp götüren kalabalık, sağır edici bir akıntı. Beşerin beşeri fark etmezliği her bakışta. Yıkıntıya aşinalık, dökülmeye kayıtsızlık, direnç gibi görünen, sebat diye telaffuz edilen bir bitkinlik ve yorgunluk sarar her yanınızı. 

***

Katlanmak, durmadan katlanmak. Bütün yoksunluklarla ve kayıplarla aynı biteviye isabetle ve aynı kesinlikte akraba çıkmak. Belki yakın, belki de uzak bir gelecekte “haydi, gülümseyin ve yaşamaya bakın artık” diyecekler. Her şey sönüp gitmiş olacak. Dünyaya bu son gülümseyiş son gülünçlüğü olacak, ölüm ile koyun koyuna uzanıp da son kez çırpınan için o zaman.

Hüzne eşlik ettiğini sanan ve artık yüklendiği duyguyu bile hissedemeyen ıstırap yanılsamalı, kaskatı bir mesafeli gülümseyiş. Bir ömrü aç ve susuz geçirmek böyle acılı bir şey olmalı. Bekleyerek, umut ederek, düş kurarak, ama sonuçta açlıktan ve susuzluktan kavrulduğunu, ama buna alıştığını ve hala nefes alıp verdiğini görmenin artık şaşkınlığa bile yer vermeyen halsizliğine öylece sığınıvermek.

***

Derli toplu bir yokluk ve yokoluşluk içinde, ama yükselmeyle gelen ferahlığın hafifliğine denk ağır bir yığınsal varlık düşü. Kalıtsal donmuşluğu içinde, ama hırçın çözülüşlü bir bulanık akıntılı, bir avuntusuz sayrılı kopuş sanrısı. Yoğunluk yabancılığın, yakınlık uzaklığın getirisi. 

Uyuşukluğun ve duygusuzluğun saltanatı, ama canlı ve duygulu gibi de. Sürükleyip götüren bir insan kalabalığı ki, aynı anda hem birbirini boğazlayan düşman kavrayışını, hem de aralarında hiç konuşmadan birbirinin her bir şeyini anlayan çok içli bir dostlar buluşmasını andıran. 

Yılgınlık utandırır, yorgunluk diyelim. Gelecek, düş, hayat, umut: bir ölünün bir ölüden beklediği her şey. Akıntıya karşı koyduğunu sanmak, ama hep daha bir geriye savrulmak. Kuru bitkilerden daha cansız, yara bere, kan revan içinde. 

Çile ve eziyetin de bir sınırı olmalı. Tüm omurgaları kırılmış olana, sadece ağrıları dindiği için günün birinde “Haydi iyileştin, yürü artık!” diyecekler. Kıpırtısız bir inlemeden başka hangi ses duyulur o zaman? Hem bu gecikmiş cesaret buyruğunda nasıl bir büyü ve güç olsun ki, bir kötürüm ayaklansın? 

Bir salgın bu, bir su akıntısı, öte yandan bir hayat ve neşe çağrısı tadında. Birbirine aldırışsız ve birbirine yapışık. Ateşin çevresine toplanmış bir yığın yakınlığı. İçlerinden zehir gibi bir ayaz fışkırıyor, ama birbirini ısıttığı kanısında her soluyan. Yine de doğru değil tüm bu olanlar, onca uzun ömürlü sayılmaz hiçbir yalan.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar