Yumruğunu sıka sıka geliyor
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Yumruğunu sıka sıka geliyor

18 Ocak 2022 - 11:11

Bizi bugüne kadar “ayakta tutan tek şey umuttu, ama onu da vurdular” aktardığım tümce, televizyon ekranlarına yansıyan işsiz bir genç kızın dudaklarından dökülürken, içimin kıyıldığını hissettim.

Ne kadar zor bir duygu çaresizliğin sarmalında avunup durmak... Her gün her şey biraz daha kötüye gidiyor. Kötü gidiş yaşamımızın tüm alanlarına somut bir şekilde yansıyor. İki çocuğuna elinden geldiğince yaşamda tutunma olanağı sağlayan bir baba olarak inanın kahroluyorum.

Çünkü ağaç dallarıyla gürler. Sokaklarda gezip kahveleri dolduran sayısı on binleri aşan eğitimli-eğitimsiz işsizler ordumuz gün geçtikçe daha da büyüyor. Yadırgamıyorum ama işsizlerimizi yad ellere muhtaç ettiler bu soysuzlar.

 İşte bu noktada tarihin derinliklerinden gelen, “Ben aç, sen tokken bu dünya kimin dünyası?” çığlıkları kulaklarımı çınlatırken, umutsuzluğun karabasanı tüm ağırlığıyla üzerime çöküyor.

Oysa ben hiç bu kadar umutsuz olmamıştım. Umutsuzluğa düşenleri o kör kuyudan çekip çıkarmak için az mı çaba harcıyorum... O umut adına var olan ben nereye gitti şimdi? Birden yaklaşık 30 yıl öncesine uzanıyorum.

Memleketi değiştireceğini sandığımız seçimlerde yine afişleme ve yazılama yaparken tutuklandığımızı.  Görmeyi umut ettiğimiz güzel günlerden söz açtığımda, sen bilirsen benim can dostum.

Aha burası “KKTC”’dir, koyun çobansız, köyler muhtarsız olmaz.  Ben deyim siye senin dediğin olmaz burada’ demişti, yılların ezilmişliği yüzündeki yar gibi çizgilerden okunan emekçi. İşin garibi emekçi herkes “salak, cahil” diyor.

Ama o, benim demek istediklerimin iyi ve güzel olduğunu biliyordu.  Ve olmazlığını ekliyor. Ne kötü şeydir bu hastalık “yılgınlık” diye not düşmüşüm. Tabi ki bu karamsarlık ve umutsuzluk çukuruna ben düşmedim, düşürüldüm.

Hakkını teslim etmeliyim ki, bir zamanlar yılgınlık yok direniş var diye moral verdiğim çevremdeki gençlerin çoğu yok artık buralarda, o tespitin, öngörünün ta kendisiymiş direnmek ve direnişçiler. Görüldüğü gibi bize hiçbir şey yaptırmadılar.

Kişinin uğruna kendince büyük mücadeleler verip de hayalini düşlediği şeylere kavuşamaması ne yakıcı duyguymuş. Hele o istenen şey topluma yönelikse, hele gün günden daha kötü geliyorsa, hele toplumun acı çekmesine karşın büyük bir aymazlık içindeyse, umutsuzluğun yakıcılığı daha da artıyor.

İlk gençlik yıllarımda günün koşulları gereği delikanlılığın da körüklediği ateşle önüme sunulan maddi olanakları tepip kol gücüyle çalışanların safını seçip, tam bir emekçi gibi yaşamaya devam etmiştim.

Ülkemizde hakça bir düzenin kurulacağına yürekten inandığım o günlerde, bizden bir önceki kuşağın tavırlarını teslimiyetçilik olarak değerlendirip, onları suçlayacak kadar umut ve inanç doluyduk.

Bugün geriye dönüp baktığımda, yel rüzgâra karşı ihanetlere uğrayan bizleri bu duruma düşürenlere karşı savaştığımızı çok iyi anlıyorum.. Yazıyı, tekrar o umut dolu günlere dönmek dileğiyle geçmişteki umudumun yoğunluğunu dinlediğim birkaç dizeyle noktalıyorum:

Halk Ozanı Aşık İHSANİ

GELİYOR

Geliyor heyyy bire dostlar geliyor Koca halkım kalka kalka geliyor Yıkılası zorbalığın üstüne

Her bir yandan aka aka geliyor

Yivli hançer gibi sıyrılmış kından Ne ölüm korkusu ne de bir zından Ortaçağın kahpe karanlığından Kurun gibi çıka çıka geliyor

Poyraz yemiş sarı siyah yüzüyle Her cümlesi küfür dolu sözüyle Çanağından çıkmış iki gözüyle Aç toprağa baka baka geliyor

Köylüsü kentlisi ederek toyu Bir elinde kitap birinde oyu Kendisinden olmayanı yol boyu Ateşleyip yaka yaka geliyor

Vakti gelmiş durmaz olmuş yuvada Bir ayağı dağda biri ovada

Sağları rüzgarda eli havada Yumruğunu sıka sıka geliyor

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar