BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM! ANLAYANA...
Nazan Gözdağ

Nazan Gözdağ

BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM! ANLAYANA...

31 Mart 2020 - 02:00

Ansızın çıkıp geldiğimiz bu küçücük dünyada hem misafiriz, hem yolcuyuz.

Misafiriz, çünkü daha önce burada değildik.

Misafiriz çünkü kocaman bir boşluktan,

bir su topunun içinden çıkıp geçiyorken uğradık misali burdayız.

Ve işte o anda dünyaya açılan o kapıdan geçiyoruz ve yolculuk ile misafirliğimiz orada başlıyor.

Yolcuyuz, çünkü biz bir gezginiz.

Bu bağlamda biz misafirler,bir gün ister istemez, geldiğimiz yere geri dönmek zorundayız. .

Sahip olduğumuz, bu gün ve bizim elimizde tuttuğumuz, ne varsa hepsi emanettir.

Sizde biliyorsunuz ki!

Emanetler de bir gün sahibine iade edilmek zorundadır.

Tıpkı kütüphaneden okumak için aldığınız bir kitabı günü gelince götürüp yerine koymak zorunda kaldığınız gibi...

Dünyada yaşayan tüm insanlar,

Kimi zenginlik ile kimi fakirlikle, sağlıklı olanlar sağlıkları ile  hasta olanlar da hastalıkları ile imtihan edilirler.

Bu imtinanı kazananda var, kaybeden de var.

Fakat görüyorum ki!

Malesef kaybedenler çoğunlukta.

Dünyaya gelen her canlı gıdaya muhtaçtır.

Ama dikkat edeceğimiz şey boğazımızdan geçen her lokmanın çalarak, çırparak veya başkalarını mağdur ederek elde ettiğimiz kazançlarla alınan lokmalar olmamalıdır.

Bitkiler, hayvanlar ve biz insanlar yaşayabilmek için yemek zorundayız... Hayvanlar ne buldularsa yemeye başlarlar. Onlar için iyi veya kötü gibi bir seçim yapma söz konusu değildir.

Akılları olmadığı için sorumlu da olmazlar...

Fakat biz insanız ve hepimize armağan edilen iyi kötü bir akılla hayata ilk adımlarımızı atarak başlıyoruz.

Bununla birlikte...

Konuşabilme kabiliyeti, insanlara verilen en büyük nimetlerdendir.

Bazı büyüklerimiz derler ki!

Cehenneme girenlerin çoğu dillerinden dolayı gidiyorlarmış.

İnsanoğlunun hiçbir organı dili kadar iyi ve dili kadar kötü ve tehlikeli olamaz.

Konuşmakla derdimizi daha rahat anlatabiliyoruz, öğreniyor ve öğretiyoruz.

Bunun yanında, dilimizden dolayı büyük sıkıntılar da yaşamıyoruz değil...

Dilin cirmi küçük ama cürmü büyüktür, demişler atalarımız.

Kısacası, insanları küçümsememeli ve kasıtlı olarak suçlayarak yargılamamalıyız.

Hani derler ya...

Dil, İnsanı cennete de götürür,  cehenneme de.

Nice insanlar vardır, yaptıkları konuşmalarla öldürülmüş veya yıllarca hapis yatmıştır.

Niceleri de, yaptıkları güzel konuşmalarla alkış almış, yüksek mevkilere çıkmış,  mukafatlarla ödüllendirilmiştir...

Bunun için dilimize sahip olmalıyız.

Aslında yapmamız gereken tek şey, Konuşmaya başlamadan, önce konuşacaklarımızı beynimizde iyice analiz etmemizdir.

Söyleyeceğimiz söz, kendimize veya başkasına bir fayda sağlayacaksa konuşmamalıyız.

Konuştuklarımız bir işe yaramayacaksa boşu boşuna konuşarak, ne kimsenin zamanını çalmalı, nede kimseyi rencide etmemeliyiz.

Bize gösterilen yolda iyi kötü ilerlemeye çalışmalıyız.

Dünyada ki en değerli şey, ailemiz, dostlarımız ve en iyi arkadaşlarımızdır.

İnsan, doğduğu andan itibaren, ta ki ölümüne kadar eğitime muhtaçtır.

İnsan nasıl bir çevrede yetişirse, ona göre bir eğitim alır ve yönlendirilir...

Aile ortamını, gittiğiniz okul, takıldığınız ve birlikte  bır şeyler paylaştığınız arkadaşlarınız,  son zamanların hem iyi, hemde kötü örneklerine şahitlik yapan medya da buna dahil olarak  insanları özellikle gençleri yönlendiren çevrelerdir...

Sağlıklı olmamız ve genç olmamıza  aldanmayalım, ölüm hepimizin ensesinde ...

Bakın bir sabah uyandınız ve beklemediğiniz bir anda kapınız çaldı.

Gelen sizin gibi gelip geçici bir misafirdi.

Onu hiç tanımıyorsunuz.

Hatta ve hatta adını bile zor telaffuz ediyorsunuz.

Adı da coronavirus müş...

Oda tıpkı bizim gibi bir misafir.

Oda geçerken uğrayan bir yolcu.

Ama biliyoruz ki! mutlaka gidecek, tıpkı bizim bir gün istesek de, istemesekde gideceğimiz gibi.

Bakın İnsanlar her gün adım, adım ölüme birazcık daha yaklaşıyor.

Kazandığı şeylere veya başkasından çalarak mutlu olduğu şeylere seviniyor, fakat bu arada  geçen zamanın farkında bile değiller.

Yaşananları olanları göz ardı ederek ilerliyoruz.

Aslında gerçekte bu dünyada yaşamak bir rüya gibidir.

Her sabah yeni bir güne, yeni bir hayata uyanırız.

Her yıl yaşanır ve tekrarlanır.

Yeni bir yılın gelip tekrardan başlaması, sadece rakamların değişmesinden ibarettir.

Geçirdiğimiz ve bir daha geçireceğimiz zaman, altın değerindedir.

Bu zamanı yaşarken sadece kendi hayatımızdan, ve kendi kaderimizden sorumluyuz.

Bize burada düşen tek şeyse geçirdiğimiz o koca bir senemizin muhasebesini yapmaktır.

Sadece kendi muhasebemizi.

Başkalarınkini değil.

O yüzden yaşadığınız her anın,  aldığınız her nefesin kıymetini bilin.

Bilin çünkü onu kaybettiğiniz zaman,  bir daha geri alamazsınız.

Neye yarar o servet ki,  çekipde de giderken  başkalarına nasip olacak.

Belki de en sevmediğimiz kimselere kalacak.

Bir bilgin çıkıp şöyle demiş,

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanır... İnsanlarda ölünce yaşadıkları, gördükleri, yaptıkları ona rüya gibi gelecektir.

O zaman dünyada yaşadığımız hayatın ne mal olduğunu, nede para olduğunu anlamış olacağız. Fakat o zamanda iş işten geçmiştir artık. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar