Ona bir Osmanlı tokatı atabilsek...
Nazan Gözdağ

Nazan Gözdağ

Ona bir Osmanlı tokatı atabilsek...

06 Ağustos 2020 - 08:00

"Orada kimse var mı?..’’

"Yok anam, kimse yok"...

Bekliyorum belki bir şey olacak...

Birileri çıkıp herşey tamam çıkın diye, bir ses duymak istiyorum ama olmuyor tabii...

Bitiyor, bir daha başlıyor.

Hayır, illa herkes her şeyi anlayacak diye bir şey de yok tabii ki.

Ama hakikaten ne demek istiyor bu salgın veya bu salgını,yani COVİD 19 eserini yaratan kişiler?

Dünyanın bir anda yapısını değiştiren COVİD 19, gölgemiz olmaya devam ediyor.

Evet, gölge gibi,.
Hemde önümüzde ilerliyor, sonra bir bakıyorsunyz arkamızdan takip ediyor.

Başımızı sağa çevirsek o,...

Sola çevirsek yine o,...

Sanki bizimle dalga geçer gibi bakıp yüzümüze sırıtıyor gibi!..

Göremiyoruz, ama ah bir görebilsek seni!..

Belki kim olduğunu anlayacağız.

Belki seni içimize salan baş düşmanımızın kim olduğunu öğreneceğiz.

Kim olduğunu bile bilmeyen Amerikalı, ırkçı Trump mı?
Yoksa o yerden bitme, bir karış boyları ile dünyaya meydan okumaya çalışan Çinliler mi?

Hayır bilelim ki bizde ona göre karşısında durup, suratının ortasına, Osmanlı tokatını yapıştıralım ama!..

Ama nerde, düşmanımızın nerede nasıl, hangi kılıkta ortaya çıkacağını bile bilmezken.

Adı her neyse "CORONAVİRÜS_COVİD 19_PANDEMİ,ne dersen de arkadaş.

Aniden esen, rüzgar gibi, savrulup dalga geçercesine bizimle oynuyor.

Bir sağdan esiyor, bir soldan esiyor.

Bazen ise şiddetini artırıp öyle bir esiyor ki, diken, diken oluyoruz.

Savaşamıyoruz bile bu düşmanla...

Ne bizim gibi orta sınıf vatandaş.
Ne yoklukla mücadele verenler,...
Nede dünyanın en zenginleri bile, çaresiz kalıyor bu görünmez düşman karşısında.

Hiçde dur durak bilmiyor.

Arkadaş, akraba , ana, baba, çocuk, çoluk, küçük, büyük dinlemiyor...

Umurunda bile değil,...

Alacağı bir can olsunda, kim isterse olsun.

Her şeyi para ve şöhrete bağlayan bu dünyanın devleri bile, kaçıp saklanacak delik arıyorlar.

Aslında, arıyorlar aramasınada yok nafile!

Olmayacakda!

Bir bakıyorsunuz etrafınızdaki, yanınızdaki çevrenizdeki herkes birer birer, yavaş, yavaş yok oluyor...

Daha bir saat önce kahve içip, beraber olduğunuz, içinizi döktüğünüz ve sohbet ettiğiniz kişileri bile bir anda söküp alıyor hayatınızdan.

Peki siz napıyorsunuz veya napabiliyorsunuz?

Hiç hemde, kocaman bir hiç.

Öylece bakıp kalakalıyorsunuz işte,...

Sadece arkasından akıtacağınız bir damla gözyaşı var.

Ne onları saklayabiliyorsunuz, ne de onları savunacak tek bir kelime söyleyebiliyorsun!

Sadece tek yapabildiğimiz giderken arkasından korkuyla izlemek oluyor.

Belki senide, benide alacak bu corona gitmek istemesekde, zorla götürmek isteyecek bir gün.

İşte bu dediğim korkuyla yaşamak başa bela!

Köşe bucak kaçacak, saklanacak bir yer bir sığnak arıyoruz arkadaşlar kendimize.

Seviyorsunuz, seviliyorsunuz ve şu anda kimsenin elini tutamıyorsunuz.

Ne çocuklarınızla, ne akrabalarınızla, nede arkadaşlarınızla.

Kimsenin omuzuna yaslayamıyorsunuz.

Sarılıp, kucaklaşıp doyasıya hasret gideremiyorsunuz.

“Maske, sosyal mesafe, hijyen kurallarına uyum”için çabalıyorsunuz.

Zaman zaman Maske takarken, nefes almamıyor, bunalıyorsunuz.

Ama sakın şunuda unutmayın ki!
Tamamen nefessiz kalmaktan bin kat iyidir.

Fiziki olarak belli bir mesafede olmamız gerekiyor..
Bazen konuşuyorken, sağırlar gibi birbirimize yüksek sesle bağırarak konuşuyoruz.

Ama olsun bu CORONA yüzünden sağır olup, hiç duymamaktan daha iyidir.

Hijyen diyorlar onuda yapıyoruz, hemde o kadar çok yapıyoruz ki!
Neredeyse günde elli bin kez elimizi, yüzümüzü yıkayıp, derisi soyulmuş yılanlara dönüşüyoruz. 

Ama oda olsun varsın yılanlar gibi deri değiştirelim, en azından hastane köşelerinde yoğun bakımda yatmaktan iyidir.

Peki ama tüm bunları yapıp uygulamaya koymamız sizce o kadar şart mı?

Evet, şart bence,... hemde çok şart.
Sosyal yaşantımızı, hayatımızı engeleyip kısıtlasada şart.

Hiç bir şeyi keşkelere bırakmamak gerekli arkadaşlar.

Belki, bir gün, bir an gelir bunların bu kısıtlamaları yapmadığınız, uygulamadığımız için keşkelerle dizlerimizi döveriz.
Tüm o kısıtlama dönemini bile özleriz.

Bazen biz İnsanoğlu anlatılan, izah edilen veya söylenenleri hep yanlış anlıyoruz, hep abartıyoruz. Çünkü abartarak yaşamayı seviyoruz.

Yani aşırıcıyız!

Ta ki başımız tokuşup alnımızdan kan damlayana kadar!

O zaman da iş işten geçiyor.

“Ah vah çekerek, öf ya puf şimdi olmak zorundamıydı diyerek!” mızmızlanıyoruz.

Biz hala şu anda da bıkmadan usanmadan hayıflanıyoruz.

“Ne olacak şimdi?”

"Ne yapacağız, nasıl yapsakda kurtulsak?

“Aslında bunun yapılması gereken belli, çözüm basit!”

“Kontrollü, sınırlı, kısıtlamalı sosyal yaşam!”

O zaman, daha ne duruyorsunuz!
Daha neyi bekliyoruz!

İkinci dalga kapıda...

Ha vurdu ha vuracak!

Sevdiklerinizi ve kendinizi korumak için keşkeleri beklemeyiniz lütfen.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar