Proplem sizde mi? Yoksa saatin alarımında mı?
Nazan Gözdağ

Nazan Gözdağ

Proplem sizde mi? Yoksa saatin alarımında mı?

12 Eylül 2020 - 07:07

Bilemiyorum ama bazen hani…

Sabah uyanıp kalktığınız zaman, aniden içinizde bir şeytanını sizi çimdiklediğini ve durmadan etrafa küfürler savurmak için sizi dürtüklediğini hissedersiniz ya…

İşte o an bilmediğiniz ve çözemediğimiz duygulara kapılırsınız…

Tam o anda kendinizi  bırakıp bir pencere açın ve bağırabildiğiniz kadar haykırabildiğiniz kadar yüksek bir sesle gök yüzüne bağırın...

Ya da bağıramıyorsanız yine gök yüzüne bakıp içinizdekileri dökün ...

O da olmuyorsa benim gibi yapın, giyin üzerinize eşormanınızı doğru sokağa, yada ne bileyim parka... Başlayın yürümeye veya koşmaya…

Fakat bu karşınıza kim çıkarsa haydi kavgaya demek değil,

Zaten bunu yapsanız bile bu içinizdeki sıkıntıya çare değil.

Bana kalırsa benim yöntemimi deneyin.

Şimdi bazılarınız diyeceksiniz ki her Allahın gün işimiz, gücümüz var…

Başka işimiz yok mu diyeceksiniz.

Tamamda bundan kaçarsanız içinizdeki sıkıntınız devam edecek demektir.

Çünkü siz tüm bu sorumlulukları alarak altında ezildiğiniz müddetçe bedeniniz ve ruhunuzda size isyan bayrağını çekecektir

Gerçekten arkadaşlar bu yürüyüşleri çok uzun saatler yapamasanızda içinizdeki kötü şeytanı bir meleğe çevirebiliyor…

İşe gitmek her günkü rutinlerinizden biri… Mesele işe gitmeden önce, uyukunuzdan birazcık daha fazla ferakat ederek, oturduğunuz sokakta bile bunu yapabilirsiniz.

Stresiniz işte o zaman azalır veya gider.

Örneğin birçok kere vereceğim birçok karara parkta yaptığım yürüyüşler ve koşmalar çok yardımcı olmuştur.
Çünkü o anlar bedenimizin ve zihnimizi sadece kendinize ait olduğu anlardır ki sizi son derece rahatlatır.

Böyle yapmaz veya ben bunu yapamayacağım dediğiniz anda, bakın neler olabilir,...

O gün yaşayacağınız, veya geçireceğiniz saatlerde...

Kapıyı açıp evden çıktığınız  ilk anda sorunlar, proplemler beyninizde çığlık atmaya başlayacaktır... Arabanın taksiti, çocukların okul masrafı, mutfak derdi, tekrarlar durur!...

Eeeee....

Hadi gel de öfkelenme…

Aslında o an ki öfkeniz bir süredir içinizde biriktirmiş olduğunuz duygu enerjisidir.

Yapmanız gereken tekşeyse onu serbest bırakmaktır.

Hani oofff! Of! … yine mi?

Diyorsunuz ya... işte öyle bir şeydir sıkıntıdan kaynaklanan öfke.

Bir süredir tüm yaşanan problemlerden tıpkı bir balon gibi şişersiniz... Fakat  balonun şiştiğini ve patlamakta olduğunu kimse görmez. Bu, gayet doğal bir öfkedir.

Bazı zamanlarda yapmak istediğiniz, gerçekleştirme hayali kurduğunuz şeyler olmuyor veya amacınız  başkaları tarafından engelleniyorsa bir anda paniğe kapılarak patlayacak yer aramakta kalırsınız…

O an en sevdiğiniz kişi veya kişilerle bile kavga edip  onları kırabiliyorsunuz.

Hele yanınızda eşiniz, sevgiliniz veya dostunuz varsa ve o da size hak vermek yerine; size tavır alıp eleştiriyorsa!... Yada size "akşama ne yiyoruz veya ne yapıyoruz" bile derse... İşte o an film kopar!

Öfkeyi yönlendirmek, kontrol altında tutmak büyük bir yetenek ve sabır ister....

Fakat o anki öfkenizi bastırmamak zorlamamak gerek… Ancak bunu yaparkende, kontrolü kaybedip de asla ve asla şiddete çevirmemek gereklidir.

Bazen düşünüyorum da...

İnsanların sükuneti de bazen başkalarını öfkelendiriyor.

Hani insan bazen hiç konuşmak istemiyorum diyen biriyle de zaman geçirebilmek zor bir sıkıntı…

Yok aslında,... Cırcır böceği gibi durmadan öten biriylede konuşup günü yaşamak da pek mantıklı değil…

Bazen aniden "bugün çok gerginim, bilmiyorum neden ama içim daralıyor, yüzüm kızarıyor diyebiliyor insan.

Anlamanız gerekiyor ki! O kişinin ağır bir yükü ve büyük sorumluluk duygusu vardır.

Aldığınız bazı sorumluluk duygusu, bazen ağılaşıp çok ağır yük haline geliyor.

Şöyle ki! Her zaman her gün aynı işi  yapıyorsunuz ve çok da dikkat isteyen bir işiniz var…

İster istemez sabah uyandığınız zaman mutlaka o işin stresiyle uyanıyorsun....Bu başınıza gelebilecek çok kötü birşeydir…

Ama ne yazık ki o sizin hayatınızın bir parçası ve işiniz! Her günkü gibi o gün de çalar saatle uyanıp o işe gitmeniz gerekiyor.

İşte o sevmediğiniz çalar saatin alarım sesi… Sizi yataktan daha korkunç ve daha yorgun uyandırarak, sinirlerinizi zıp, zıp zıplatıyor.

Gergin ve umutsuz duygusuyla uyanıyorsunuz...

Aslına bakarsanız o garibim saate hiç kızmamanız gerek...

Galiba siz hep böylesiniz…

Asabi, öfkeli, hırslı, kızgın ve bir panter gibi dırlaşmak isteyen tipiniz …

Durun ve eskiye giderek, sevdiklerinize karşı duyduğunuz öfkeyi anımsayın...

Örneğin belkide küçükken anne ve babanıza her istediğinizi öfkeyle yaptırmış olduğunuz günleri…Sevginizin öfkeye dönüşmüş hallerini…

Ya şimdi... Evlisiniz ya da genç bir delikanlı veya bir genç kız…

Eşinizi seviyor, sevgilinize de aşıksınız

Akşam evde yemek yerine dışarıda yemek veya sevdiğinizle bişeyler yapmak, özlemle birbirinize sarılmak istiyorsunuz… Ama o anda gün içinde yaşadığınız her neyse bu kezde zihnimizde alarımı kuruyor...
Tamda bu esnada, burada şimdi zihninizde kurduğunuz alarm çalmaya başlıyor. ortada fol yok yumurta yokkende yaşamak istediğiniz o an öfkeye dönüşüyor.

Aynı gün içinde yaşadığınız gibi…

En önemlisi aslında... Çevrenizde sizi nasıl tanıdıklarıdır…

Öfkeli ve hırçın mı?

Sakin ve mahsun mu?

Siz kendinizi nasıl tanırsınız?

Gayet sabırlı ve mütevazi mi?

Yoksa olur olmaz saatte zil takıp oynayan biri mi?

En ilginci ise olmadık anlarda melekten, şeytana dönüşen kişi mi?

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar