BAYRAM GELMİŞ NEYİME
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

BAYRAM GELMİŞ NEYİME

13 Mayıs 2021 - 11:59

Yaşı altmışın üzerinde olanlar şimdiki bayramların tadı tuzu olmadığını anlatmak için: ”Nerede o eski bayramlar..” diye söze başlarlar. Ben de böyle başlayayım: “Nerede o eski bayramlar”

Sinde köyünde doğup büyüdüğüm için oradaki bayramları anlatabilirim ancak. Buna rağmen köylerdeki bayramlar üç aşağı beş yukarı aynıydı.  Ramazan ayında bayram hazırlıkları başlardı. Ramazanda oruç tutanlara iftar vaktinin geldiğini  bildirmek için köyümüzde ilginç bir yöntem vardı.

Genellikle köylerdeki camilerde minare yoktu. Bizim caminin de öyle.  Ses düzeni, hoparlör de yoktu. Bu durumda  kimin aklına geldi bilmiyorum ama ilginç bir yöntem buldulardı. Caminin damını geçecek şekilde bir metal borunun ucana bir lamba konmuştu.

Bu lamba köyün hemen hemen her yerinden görünürdü. Görünmese bile mahallenin çocukları lambanın göründüğü bir yerde toplanır yanmasını beklerdik. Köyün İmamı bayrak radyosunda  ezanın okunduğunu duyunca lambayı yakardı. Biz de  koşarak evlerimize gider, iftar vaktinin geldiğini söyler, masaya otururduk.

Arife günü gelmezden önce aileler hazırlıklarını yaparlardı. Unlar alınır esmer unla farine  un dedikleri beyaz un karıştırılırdı. Ağartılmış susam yoktu. Susam ağartmak için kaynatılır kabukları ovarak çıkarılırdı. Bu susama anasın ve karacocco ilave edilirdi.

Arifeden bir gün önce  bu hazırlıklar tamamlanır akşamı kafes ve çörek yapmak için  evde bir  hamur yoğrulurdu. Genellikle bu evler havlusunda fırın olan evlerdi. Evinde fırın olmayan komşular da anlaşarak o gece aynı evde çöreklerini ve kafeslerini yaparlardı. Bir köy dayanışmasıydı bu.

Gece yarısından sonra çörek ve kafesler pişmeye hazır olduğu için fırın yakılırdı. Sabah çörek kokularıyla uyanırdık. O sabahki kahvaltıda çörek, hellim, fırının altında pişirilen yumurta ve patatesti vardı.

Bayramda giymek için yeni elbiseler ve ayakkabılar öncelikle çocukların hakkıydı. Potinler alınır ve bayramın geleceği güne kadar saklanırdı. Elbiselerin kumaşları bohçacı dediğimiz kadınlardan veya haftada bir kez hep aynı gün gelen “ucuccu” dediğim bezirgânlardan genellikle veresiye alınırdı.

Daha sonraki haftalarda artırılan paralarla taksit taksit ödenirdi . Erken davranmak avantajdı. Köyde terzilik yapan kadın terziler müşterilerini sıraya koyardı. Tüm işlerini en geç arife günü bitirip teslim ederlerdi. Buna göre  müşteri sırası oluştururlardı.

Babalar genellikle en iyi durumda olan temiz elbiselerini ve yeni potin alamamışlarsa boyanmış potinlerini giyerlerdi. Bayramlık elbise ve potin alma sırasında aile içinde en sonda babalar olurdu zaten.

Bayram sabahı camiye giden erkekler erkenden kalkar ve camiye bayram namazına giderlerdi. Kimse  oruç tutmama  veya bayram namazına  gitmeme sebebine göre ayıplanmazdı. Herkes hoşgörülüydü.

Bayram kutlaması camiden çıkınca başlardı. Başka mahalle çocukları ikişerli üçerli gruplar halinde sıra sıra evleri gezerler ve aile büyüklerinin ellerini öperlerdi. Bayramlık harçlık alırlardı. Bu harçlıkların  o zamanın parasıyla kuruş veya şilinlerdi. Paranın dışında şeker ikram edilen evler de vardı.

Fakir olan insanlar ise bunların hiçbirini veremez durumdaydılar. Onlar çocukların el öpmeleri karşısında: “Hayır duam beraber olsun” şeklindeki  bir sözle yetinirlerdi.  Çocuklar için en  muteber olan paraydı. Dua onlar için pek bir şey ifade etmezdi.

Ben ev ev dolaşıp el öpen ve para toplayanlardan değildir. O zamanlar böyle yapmaktan utanırdım. Sadece aile olarak gördüğün ve kendi ailemle birlikte ziyaret ettiğim kişilerin bayramlıkları ile yetinirdim.

Çocuklar bayram paraları ile o güne kadar özlemini çektiği oyuncakları alırlardı. Bayram günlerinde bir de ikbal dediğimiz   sigara paketi büyüklüğünde kartondan yapılmış kutular bir kağıda sarılarak satılırdı. Bu kutular içinde plastikten yapılmış küçük  oyuncaklar vardı. Burada amaç büyük hediye olan bir oyuncağı kazanmaktı. Bunun için de ikbal kutusundan kazandığınızı yazan bir kağıt çıkması gerekirdi.

Bugünkü bayramlarla karşılaştırıldığında gerek köylüler arasında yardımlaşma ve dayanışmanın pek olmadığı görülmektedir.  Kendi kültürümüz olan çörek ve kafes yapma da alışkanlığımızı kaybettik. İnsanlar artık bayram ziyaretlerinde bile pek samimi değiller.

Kim ne giydi ne söyledi onunla daha çok ilgilenirler.  Paranın ve zenginliğin olduğu yerlerde egemen güç paradır. Her şey paraya göre değerlendirilir. İnsani değerlerimiz  gittikçe azalmakta. Yardımlaşma yerini kıskançlıklar almaktadır. İnsanların çalışma şartları zorlaşmakta.

Çağımızın gereklerini yapabilmek için daha çok çalışmakta fakat çalıştıklarının karşılığında elde ettikleri kazançları buna yetmemektedir. Yaşam için beslenme her zaman öncelik sırasında birinci olduğundan bayramlar için özel hazırlıklar ve yeni giysiler alma artık çok zorlaşmaktadır.

Bayramlar gelir geçer fakat her yani bayram insanlarımızın biraz daha sıkıntı çektiğini de göstermektedir. Bu nedenle: Bayram benim neyime” deyimi anlamını sürdürmektedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar