ELLİ YIL ÖNCE ELLİ YIL SONRA
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

ELLİ YIL ÖNCE ELLİ YIL SONRA

10 Mayıs 2021 - 09:38

“Elli yıldır görüşüyoruz da ne oldu” diyenleri duyunca ben de elli yıl geriye gidip çocukluk anılarımı hatırlamaya çalıştım. O yıllarda ilkokul öğrencisiydim. Toplumlararası görüşmemelerle ilgili pek bir şey hatırlamam .

Elli yıl öncesi köylerde yaşam toplumsal kültürümüzün aynasıydı aslında. Tarımda makineleşmenin  olmadığı  o günlerde çiftçilerimiz ekimi, ve hasadı hayvan gücüyle çalışan aletlerle yaparlardı. Özellikle  yaz aylarına girilirken orak biçme  denilen dönemde köyün bazı kadınları tarlalarda gündelikçi olarak çalışırlardı.

Orak makinesi denilen  katırların çektiği makine arpa veya buğday saplarını keserken eşit aralıklarla dizilmiş kadınlar bunları yine saplardan elde ettikleri bağlarla bağlarlardı. Öğle vakti olduğunda tarla sahibi evinde pişen bulgur pilavını tarlaya getirir ve çalışanlara sunardı. 

Bu bulgur pilavından ben de yemiştim. Özel bir tadı vardı. Aklımda kaldığına göre genellikle lezzetini artırmak için kaymak yağı da konurdu. O pilavların lezzetini hiçbir zaman bugünkü pilavlarda bulamadım.

Köyde yapılacak  evlerin temelleri de fazla emek gerektirdiğinden köylüler yardımlaşarak  yaparlardı. Türkiye’de buna imece derler. Bizde  adı yoktu sanırım. İnşaatın sahibi iş bittikten sonra  tüm çalışanlara bir ziyafet hazırlardı ve onları uygun bir evde  yedirirdi.

Aynı şekilde özellikle şubat ayında çobanlar koyunları kırkmak için sıraya girerler. Her çoban diğer çobanın koyunların kırkılacağı mandıraya  elinde kırkma makası ve koyunun ayağını bağlayacağı ipi ile giderdi. İş bittikten sonra da yine ziyafet vardı.

Köylerde her evde buzluk olmadığı için hafta sonu  kasaplar hayvan keser ve etleri satar bitirirlerdi. Hafta sonu et bulunmazdı. Yemeklerde pişirilen diğer et çeşidi ise tavuk etiydi. Hemen hemen her evde tavuk beslenir bunların yumurtasından ve etinden yararlanılırdı.

Komşuluk ilişkileri de daha insancıldı. Yoksul olan insanlara pişirilen yemeklerden konulurdu. Genellikle bun yemekleri götürmek de biz çocuklara düşen görevdi. Özel bir yemek yapılmışsa örneğin, köy fırınında pişirilen tava, katmer veya bunun gibi tatlılar veya yemekler de “kokusu var” denilerek komşulara da verilirdi.  Komşuya verilen yemek kabı geri boş verilmezdi.

O da zamanı geldiğinde kendi yaptığı  özel bir yemeği kaba koyarak geri verirdi. Yardımlaşma ve  insani değerlerimiz o zaman bugünkünden çok fazlaydı. Belki de yaşam şartlarından dolayı bir zorunluluktu bu. Ama insanların mutlu olmalarına yarardı.  Fakirdik ama  daha mutluyduk.

Tüm bu yaşam şekli  bizim kültürümüzü oluşturmaktadır. Kültür, bir toplumun varlığının en önemli kanıtıdır. Kültür yok olursa toplum da yok olur.

İşte  ne yazık ki  bu topraklarda kimliğimizi ve kültürümüzü yok etme görevi yine bizi yönetenlere görev olarak verilmişti.  Ya da onlar bunu kendilerine görev edinmişlerdir.

Elli yıl önce okullarımızda  kendi halk oyunları yerine  Türkiye yörelerinin halk oyunları öğretilirdi. Oysa çocukluğumda düğünlerde oynanan oyunların farklı olduğu da bir gerçekti. Kendi adamızın  coğrafyası yerine Türkiye coğrafyası öğretilirdi. Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi ve hangi tarımsal ürün hangi ilde yetiştirilir  öğrenirdik. Bunları bilirdik ama kendi adamıza yabancı idik. Tek bildiğimiz komşu köyler ve köy otobüslerinin gittiği şehirlerdi.

Değişim ve kendi kültürümüz tanıma, kendi halk oyunlarımızla tanışma Halk Dansları Derneklerinin kurulması ve folklor üzerinde yaptıkları araştırmalarla başladı. Büyük tartışmalar çıksa da halkımız kendi içinden gelen ve düğünlerde oynanan bu oyunları sahiplendi. Devlet de bunları kabul etmek zorunda kaldı.

Şimdi toplum olarak elli yıl içinde yapılamayanlar yapılmaya çalışılıyor. Bu topraklardaki kültürümüzü ve kimliğimizi yok etmek için düğmeye basıldı. Bizi yönetenler  Kıbrıslı olmakla değil Türkiye’nin bir parçası olmakla övünmektedirler.

Kıbrıslı Türklerin iradesinin yok edilmesi pahasına koltuk sevdaları yüzünden elli yılda  yok edilemeyen bu toplum uygulanan asimilasyon politikaları ile yok edilmek istenmektedir. Uyanmak zamanı. Yok olmamak için direnmek zamanı şimdidir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar