Hak ve çıkar uluslararası ilişkilerde ne anlama gelir
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

Hak ve çıkar uluslararası ilişkilerde ne anlama gelir

16 Mart 2021 - 11:04

Devletlerin, devlet adamlarının, üst düzey sorumluluk ve görev almış siyaset adamlarının sorumluluğu çok büyüktür. Kişisel tavırlar hoş da gelse, cazip gibi de görünse uluslararası ilişkiler ciddiyet ister ve bir ülkenin, devletin politikası çerçevesinde hareket etmek ister.

Özellikle Türkiye medyasında çok duyarız. İster havuz medyası olsun ister olmasın. Hep aynı dili konuşarak. “Hak ve çıkarlarımızı korumada kararlıyız”  hade hakkı anladık ama bu çıkar nedir?

Önce haktan başlayayım. Hak, elde edilmesi bir haksızlık olarak görülmeyen durumdur veya bir şeydir. Aksi olursa haksızlığa uğrarsınız  demektir. Yani adaletin  hassas terazisi  ile yapılan ölçümde sizin sahip olmanız  gerektiğini söylenmesi demektir.

Çıkar ise bunun tam tersidir. Hakkınız değil fakat elde etmiş olmanız size yarar sağlar, menfaat sağlar demektir. Bu ise başkasının hakkını elde ederek olabilir ancak. Yani çıkarınız varsa başkasının hakkını elde ederek haksızlık da ediyorsunuz demektir.

Ulusal politikalarda ve özellikle diş ilişkilerde hep buna vurgu yapılır. Örneğin Türkiye  dışişleri bakanlığı şöyle der: “ Ege’deki hak ve menfaatlerimizi korumada karalıyız” hakkınızı korumak tabi ki doğaldır ve yapılması gerekendir.

Ama menfaat yani çıkarınızı korumak hangi adalet terazisiyle ölçülürse ölçülsün karşıdakine yapılan bir haksızlığı anlatır. Türkiye, KKTC üzerinden de benzer açıklamalar yapar: “Doğu Akdeniz de  bulunan hidrokarbondan Kıbrıslı Türklerin de hakları vardır.

” Şimdi bunun doğru zemine oturtalım. Evet Kıbrıs cumhuriyetinin kurucu ortaklarından biriside Kıbrıslı Türklerdir. Biz Kıbrıs cumhuriyetinin bir parçası isek bu hakkımızı istemek, talep etmek en doğal hakkımızdır.

Ancak kazın ayağı öyle değil. Kıbrıslı Türkler 1964’ten beri cumhuriyetteki görevlerine gitmiyorlar ve 4 Mart 1964 tarihinden beri de Kıbrıs Cumhuriyetini Rumlar temsil eder. BU karar Türkiye de itiraz etmemiştir.

Üstelik 1983 yılında Türkler  KKTC’yi kurarak Kıbrıs Cumhuriyetine karşı bir oluşum gerçekleştirmişlerdir. Dünya bu devleti yani KKTC’yi de tanımamaktadır.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşması olan Lozan Anlaşmasında da Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Adası üzerindeki tüm haklarından vazgeçmiş ve adanın İngiliz egemenliğinde olduğunu Kabul etmiştir.

Yani hukuken de ada üzerinde bir hak iddiası yoktur. Zaten Türkiye de bu anlamda bir hak iddiasında bulunmamakta sadece garantör ülke olarak Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyacağını söylemektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki kuruluş anlaşmalarıyla Türkiye’ye Yunanistan ve Birleşik Krallıkla birlikte garantörlük görevi verilmiş ve bu görev kapsamında 1974’ye müdahalede bulunmuştur.

Görüleceği gibi uluslararası ilişkilerde yapılan tüm anlaşmalar ortak uzlaşıyla yapılır fakat  gelişmelerle ve elde bulundurulan her tür güç ile bu anlaşmalar bir tarafın çıkarına olacak  şekilde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır.

Bu anlaşmalara uymayanlara yaptırım sadece güçlü ülkelerin yapabileceği bir durumdur. Haksızlığa uğrayan küçük devletler hiçbir zaman seslerini duyuramazlar ve yapılan haksızlıklar karşısında  boyunlarını bükerler.

Büyük ve güçlü devletler her zaman kendi insanlarının yaşam hakkını diğer fakir ülkelerin insanlarının yaşam hakkından önde tutarlar. Pandemi dönemindeki  aşı erişimine bakıldığında bunun ne kadar adaletsiz  bir dünyada yaşadığımızı daha iyi görürsünüz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar