KADER YALANI KORKUTMA VE SİNDİRME DÜŞÜNCESİNDEN KAYNAKLANIR
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

KADER YALANI KORKUTMA VE SİNDİRME DÜŞÜNCESİNDEN KAYNAKLANIR

18 Ekim 2022 - 09:30

Çocukken yaz aylarında komşular   molehiya ayıklamak için evin önünde toplanırlardı. Biz mahalle çocuklarının en büyük zevki de molohiya saplarıyla kılınç oynamaktı.

 Gürültümüzden rahatsız olan büyüklerimizden biri  bize seslenirlerdi : “Annenizn yanına oturmazsanız goncolozu çağracağım ve sizi goncoloza vereceğim”

Biz korkudan oyunu bırakıp annemizin yanına sıkışırdık.

Korkutma, insanları istediğiniz şekilde etkilemek için bir yönetmdir.

Küçücük aklımızda biz de goncolozun nasıl bir yaratık olduğunu anlamaya çalışırdık.

Tüm dinlerde inandırma korkutma ile başlar. Dini inaçlar korkutarak  inandırılır. Yaratıcı denilen güç öyle bir şekilde anlatılır ki  korkudan varlığına inanırsınız. Her an her yerdedir ve sizi gözetliyor. Her istediğini yapabilecek bir gücü vardır. Siz artık nasıl bir varlık olduğunu halay ediniz.

Dini kitaplar insnaları korkutmak ve yaratıcının buyruğu olduğuna inandırılan yazılarla doludur.

Korku tek başına yeterli gelmediğinde mükafatlar da vardır. İnsanlar , bu mükafat ve cezalar genellikle öldükten sonra  mahşer gününde sorgulanıp yerine getirileceğine de inadırılır.

Peygamberlerden sonra din adamı denen kişiler bu inandırma ve inaçları hem yayma hem de sürdürme görevini üstlenmişlerdir. Bu şekilde kendilerine toplum içinde önemli bir konuma yerleştirirler.

Dinin siyasete etkin olduğu dönemler her zaman olmuştur.

Günümüzde laik düzeni değil de dini esaslara göre bir devlet yönetimi hayal edenler hâlâ vardır. Bilimi dışlayarak dini esaslarla ülke yönetmeye örnek son zamanlarda Türkiye’de vardır.

Erdoğam’ın ekonomiyi Nas’a göre yönetmek istemesi, bilim yerine kaderciliğği ön planda tutması hep din eksenli yönetim anlayışındandır.

Okullarda Darvin’in Evrim teorisi yerine yaratılışı öne çıkaran anlayış bugunkü bilime ters olsa da bunu savunarak Türkiye’yi Ortaçağ’ın Hırıstiyan kraliyet yönetimine  benzetmektedir.

Som’a olen 301 işçinin ölümünden sonra Erdoğan’ın yaptığı açıklamada ” işin fıtratında var “ demesi o zaman da eleştiir konusu yapılmıştı. Tedbir alınmadığını söyleyen bilim insanları , maden işletmecisinin gerekli iş güvenliğini sağlamadığına vurgu yapıyorlardı.

Sonuçta ölen 301 işçinin ailelerine ateş düştü. Mahkemeler suçluları bulup caydırıcı cezalar vermedi. Adalet yerine gelmedi acılar katlanarak arttı. Hatta yerde yatan işçiyi tekmeleyen mükafatlandırıldı. Elçi yapıldı.

Aynı zihniyet ve aynı kaderci anlayış devam etti. Geçtiğimiz gün Amasra’daki maden ocağındajki patlama işe bu kez 41 maden işçisi öldü.

Yine aynı açıklama: “Kader”.  Oysa iş güvenliği konusunda  Sayıştay raporları’na göre gerekenn yapılmadığı ortaya çıktı.  Göz çre göre 41 işçinin ölümüne sebep olanlar  yine ortada yok.

Bu kez işin içine bir de “şehitlik” sokuldu. Hani şehit cenazelerinde mikrofonu eline alıp :” Allah şehitliği keşke bize nasip etse, benim duam odur” diyen politikacılar ne kadar samimidirler? Sanki ölenler nu şekilde mükafatlandırılmış gibi açıklamalarla sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar.

Hersi yalan ve palavra.

Kader denilen şey  insanları avutmak için dini duyguları sömürerek yapılmakatdır.

Araç trafiğinin yoğun olduğu bir caddede  sağa, sola bakmadan yola atılmak bir kader konusu değildir. Bu dikkatsizlik ve aklını kullanmamaktır. Tedbir almamaktır.

Aynı şekilde kadere inanan devlet yöneticileri niçin korumasız gezmiyorlar. Eğer kaderlerinde ölmek yoksa onlara hiç bir kuvvet etki etmemeli. Ellerini kollarını salalayarak dolaşmalıdırlar.

Görüleceği gibi insanları aldatarak ,uyduruk yalanlarla  kendilerini savunan kişiler gerçekleri dini inanç üzerinden perdelemektedirler.

Ne böyle bir yönetim anlayışıyla yönetilmek ne de  bu yalanlara inamak kaderdir. Kendi aklımızla kendi düşüncelerimizle en doğruyuı bulmak sadece ve sadece bilime inanmakla olur. Gerisi yalandan ibarettir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar