KENDİ KENDİMİZİ YÖNETTİĞİMİZİ SANMAK
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

KENDİ KENDİMİZİ YÖNETTİĞİMİZİ SANMAK

29 Mart 2021 - 09:50

Scott, kendi kaderini tayin hakkını, diğer insan haklarının içinde yüzdüğü bir nehre benzetirken, Baehr ise, kendi kaderini tayin etme hakkının sağlanması, insanlık onuruna yakışır bir şekilde yaşamanın önkoşulu olarak görmektedir.

Yeni ve geniş anlamıyla bu kavram, gerek BM İnsan Hakları Komitesinde ve gerekse insan hakları uzmanları arasında küreselleşmiş, karşılıklı bağımlılığın had safhada olduğu günümüzde “self-determination-kendi kaderini tayin”in aslında “self-governing- kendi kendini yönetme” anlamında kullanılması gerektiğini söyleyenler de vardır.

Peki, Kıbrıslıtürkler kendi kendimizi yönetebilir miyiz??

1983’te ilan  edilen devletin dünya ülkeleri tarafından tanınmamışlığının sebepleri arasında  BM güvenlik Konseyi’nin aldığı kararlar  vardır. Bu kararlara temel teşkil eden sebeplerden biri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının tanınmasıdır. 

Bir diğer evrensel hukuk kuralı ise bir devletin kurulabilmesi için kendine ait bir toprak parçası olmasıdır.  Kuzeyde kurulan devletin toprağı uluslararası hukuka göre de Kıbrıs Cumhuriyeti toprağıdır.  Bu da tanınmak için bir sebeptir.

Dünyadan izole olunca  bunu  Türkiye üzerinden kırma anlayışı gelişti. Ulaşım, uluslararası ticaret, haberleşme hep Türkiye üzerinden sağlanmaktadır. Bu ise Türkiye’nin her yönden olarak burada egemen olmasını demektir. 

Türkiye’nin egemenliği son zamanlarda o kadar açıkça görülüyor ki bunu görmemek için Mars’ta yaşamak gerekir.  Şimdilik bir ilhak durumu olmasa da  Türkiye’nin egemenliği buradaka işbirlikçileri aracılığıyla sürdürülmektedir.

Konjektür uygun olduğunda  Türkiye için  ilhak da bir seçenektir. Buradaki işbirlikçi yalakaları bunu şimdi  seslendirmekten zevk almaktadırlar. Devletin  hemen hemen tüm kurumları kontrol altındadır.  Hükümet teslim oldu. Meclis teslim olduğunu gizlemeye çalışır.

Yargı büyük baskı altındadır. Sade vatandaş bunları görüyor. Siyasilerimiz ise gizlemek için canla başla  çalışıyorlar. Halkın Partisi Genel başkanı Kudret Özersay sözde ilhak’a karşı olduğunu anlatmak için 24 Kasım 2016’da Politis gazetesine verdiği bir söyleşiden bir bölümü kişisel sosyal medya hesabında  yeniden paylaştı.

Sanki  hükümette görev yaptığı süreçte   Türkiye Dışişleri ile neler paylaştığını bilmiyoruz. Maraş’ın açma fikrini bile kendi dışişleri zamanında Türkiye’de alındığını unuttu galiba.  Zamanın başbakanı Ersin Tatar da bundan haberdar değildi.

Türkiye’nin  Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynakları için arama yapmasına  KKTC  izin verdiğini açıkladılar. Bunu duyan ,okuyan herkes güldü.   Arama yapılacak parselleri de Türkiye belirledi ve arama yaptı.

Kimin cumhurbaşkanı, kimin başbakan, kimin meclis başkanı olacağını bile Türkiye belirledi. Hatta UBP’nin başkanlığına kimin geleceğini, kimin , hangi bakanlığa atanacağını bile.

Burada yapılacak yatırımların ihalesinin Türkiye’de  açılacağını,  yatırım projelerinin  Türkiye’de  oradaki mevzuata göre yapıldığını da gördük. Pandemi hastanesi bunun son örneğidir. Araç trafiğinin Türkiye’de sağdan gittiği  bir gerçekliktir. 

Buradaki ters trafiğe göre yollar yapıldığını da biliyoruz. Bu yapılanları denetleme yapma hakkımız bile yok. Kendi mevzuatımıza uydurma diye bir çalışmaya da buradakiler gerek duymadılar.

Şimdi mecliste bulunan siyasi partiler demokrasicilik   oynamaya devam etmektedirler. Bu demokrasi oyununda figüran olduklarını kabul etmeseler de tüm çıplaklığıyla etkisiz eleman oldukları ortadadır. Yine de Türkiye için vazgeçilmezdirler. Bu sayede  burada "demokrasi” varmış ve kendi kendimizi yönetiyormuşuz gibi bir görüntü sağlarlar. Toplumun bir kesimini kandırsalar da dünya burayı Türkiye’nin bir alt yönetimi olduğunu çok iyi bilmektedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar