KKTC'DEKİ LONGUFA MEDYASI
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

KKTC'DEKİ LONGUFA MEDYASI

12 Haziran 2021 - 11:11

Önce bilmeyenler için langofanın ne olduğunu anlatayım. Eskiden köy yollarının bakımsızlığından dolayı çukurlar oluşurdu. Sanki şimdi oluşmaz  mı? O nedenle cümleyi düzelteyim. Yolların bakımsızlığı nedeniyle oluşan çukurlar yağmur yağdığında sularla dolar.

Biz Kıbrıslılar bu çukurlara langofa deriz.  Su ile dolu olduğu zamanlarda arabanın tekerleği bu lngufaya düştüğünde çevreye sular fışkırır. Rastgele biri varsa da bu sulardan ıslanırdı.                                    Sonra da  diline geleni sıralar. Hem yolları tamir etmeyen hükümete hem de arabayı kullanana.

Medyanın gücünü de bilmeyen yoktur sanırım. Bu nedenle yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4. Güç olarak bilinir. Olayları takip ederek gizli kalmışları açığa çıkarır, insanları haberdar eder. Bir çeşit kamu adına denetim yapar. Yapmalıdır da. 

Kamu yararı ne gerekirse gazeteci onu yazar gazete onu yayınlar. Bunun dışında yapılan yani kamu yararı değil kişisel ya da zümresel menfaatleri yazan gazeteci gerçek  gazeteci değil, gazete de gerçek  gazete olamaz. Bu tür gazetecilere “besleme” gazeteci denir. Kalemini her zaman satmaya hazırdır. 

İktidarlar gazetelerin gücünü çok iyi bildiklerinden onları daima kontrol altında tutmaya çalışırlar. Gazetecileri yalakalık yapmaları için çeşitli bahanelerle ödüllendirirler. Bu ödül bir madalya veya plaket olmaz tabi ki.

Özel toplantılara davetler, bakanlardan birinin veya başbakanın yurtdışı seyahatlerinde  uçaklarda yer ayırma olur genellikle. Köşe yazılarında hükümetin yaptıklarına övgüler yağdırırlar. Gazete patronları da  tüm olanaklarını onlara hizmet için seferber eder.

Devlet, bu tür medya patronlarının ihtiyaçları olan kredileri  bu amaçla çeşitli fonlardan veya zengin iş inanlarının gönüllü veya şantajla yaptıkları bağışlarla oluşturduğu havuzda biriktirir.  Buradan da  “hizmet” karşılığı medya patronlarını besler.

Erdoğan, Türkiye’de uyguladığı bu yöntemi KKTC’de de uygulamak için düğmeye bastı.  Protokole koydukları maddelerle medyayı desteklemek bahanesiyle pay ayrıldı. İşte paylar burada da oluşacak langofa medyasına dağıtılacak. Bazı gazetecilerin ağızları  çoktan sulanmaya başladı bile.

Gazete patronları da  tüm hazırlıklarını buna göre yapıyorlar. Gerçekleri yazmak yerine Türkiye’nin ve burada bulunan işbirlikçilerinin istekleri doğrultusunda haber yapmak, manşet atmak görevleri oldu.

Bir taraftan bunlar hazırlanırken diğer taraftan da  namuslu dürüst gazetecilik yapmakla uğraşan gazetecilere gözdağı vermeye başladılar. Bilişim Suçları Yasası’na  dayanarak “gözünün üstünde kaşın var” gibi sebeplerle gazetecilere ceza davaları açılıyor.

Gazeteci haber yazarken kullanacağı sözcükleri bile düşünerek, seçerek yazmaya başladı. Bir kere polis suçlama getirirse, dosya hazırlar savcılık bunu işleme koyar. Sonra sen suçsuzluğunu  kanıtlamaya çalış.  Oysa bizim hukuk sistemimizde  itham eden suçu kanıtlamak zorundadır.

Bu yönümüzle Türkiye ceza davlarından farklılık vardı. Şimdi Türkiye’ye benzetiliyor. Polisin soruşturma açması savcılığın bu dosyayı mahkemeye delillerle sunması bile gazetecilere psikolojik bir baskıdır.

Üç gazeteciye “özel hayatın gizliliği” gerekçesiyle dava açılması da ibret vericidir. Olay tüm toplumu ilgilendirdiği için gazeteciler  kamu yararı görerek yayınladılar.  Özel hayatın gizliliğine çok önem veren polis de bunu suç olarak nitelendirip ilgili gazetecilere dava okudu. Bu dava ilk duruşmada yargıç tarafından ya  ileri götürülür  ya da   dosyadaki suçlamaları reddederek  duruşmayı iptal edecek. Bekleyip göreceğiz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar