Pahalılıktan kurtulmanın çaresi planlı ekonomi ve üretimdir....
Nidai Mesutoğlu

Nidai Mesutoğlu

Bana Göre

Pahalılıktan kurtulmanın çaresi planlı ekonomi ve üretimdir. Tabi izin verilirse

14 Ekim 2021 - 09:56

Bir mal veya hizmet alımında ödenen para  göreceli olarak pahalı veya ucuz olarak nitelendirilir. KKTC’de asgari ücret alan bir emekçi için bir marulun 14 TL olması  pahalının ötesinde ulaşılamayan bir fiyattır. Aylık geliri  otuz bin lira olan biri için bu eskiye göre pahalı ama alım gücüne göre alınabilen bir maldır.

Kısacası pahalılık kavramı kazancınıza göre değişik anlam kazanır.

Peki nedir pahalılığı sebebi?

Bunu bir ekonomiste sorarsanız size bilimsel kanıtlar söylemeye başlar ve siz de anlamadığınız halde başınızı sallar onaylarsınız.

Oysa bir malın satış fiyatı sunum ve talep dengesi içinde belirlenir. Örneğin domates’in üretimi ihtiyaçtan fazla olursa fiyat düşer, bunun tersi olursa yani üretim az ihtiyaç çoksa artar. Bu, fiyatın belirlenmesinde bir etken.

Bunun dışında mal ve hizmet üretiminde  yapılan masraflar toplamı ve buna  kâr da eklenince fiyat belirlenir. Üretici malını azami kâr ile satmak istese de piyasa koşulları yani yukarıda anlatmaya çalıştığım ihtiyaç ve üretim dengesi satış fiyatını belirler.

İthal edilen mallarda durum biraz daha farklı. Satın alırken döviz ödeyen ithalatçı bu malı rafa koyarak son kullanıcıya sunmak için yaptığı masrafları, kâr oranını da ekler ve satış fiyatını belirler.

Burada  mala talep kadar dövizin Türk lirası karşısındaki durumu da önemlidir. İthalatçıya  yeni fiyatları görüp de “bu ne?” diye sormaya kalkarsanız size ağlatacak sebepler sıralamaya başlar. Onun için vazgeçmenizi öneririm.

Pahalılıkla baş etmek için yapılması gerekenlerden biri ve bana göre en önemlisi insanların satın alma gücünü artırmaktır. Böylece cebindeki para miktarına göre malın veya hizmetin fiyatı ucuz gelir. Tabi ki insanların alım gücünü artırmak için banknot matbaasında para basmak gerekmez.

Şöyle örnek vereyim:

Bir eve giren aylık para miktarı ya maaşlarla artar ya da evdeki insanların çalışan sayısı ile. Bu kazançlar toplamı evin bütçesi olur. Aylık harcamalar bu kazanca göre yapılır. Kazanç arttıkça ailenin hayat standardı da artar.

Ülkeler de böyledir. Bir ülkeye giren yabancı para miktarı çıkan para miktarından çok olursa  ülkedeki para artar. Bu da sosyal devletlerde adilce bölüşüldüğü için  insanlar arasında uçurum oluşmaz. Hayat standardı artar. Mal ve hizmetler ulaşım kolaylaşır.

Bunun olabilmesi için dışarıya mal satabilmek,  bu malları dünya pazarında rekabet edebilecek kalitede üretmek gerekir. Aynı şekilde hizmet satımında yani turizmde, yüksek eğitimde ve buna benzer sektörlerde de bunu yapabilmeli. Yabancıların hizmet alımı için kendi ülkenizi tercih edecek cazibeler olmalı.

KKTC özelinde bunların hiçbiri yapılamıyor. Kendi parası yok, Para politikası da olamaz.  Üretim planlaması yok. Devlet olduğunuzu ilan edebilirsiniz ama dünya size devlet olarak tanımıyor. Bu nedenle diğer devletlerle ticari anlaşmalar yapma şansınız yok. Yerli üreticiler kendi olanaklarıyla pazar arayışı içinde.  Devlet topladığı vergilerden verdiği teşvikler yerini bulmuyor ve  ekonomiye bir devinim kazandırmıyor. Yatırımcılar risk almaktan haklı olarak kaçınıyorlar çünkü  ne ekonomik, ne de siyasi istikrar var.

Tüm olumsuzlukların kaynağı bellidir. Kendi ekonomimizi yaratamıyoruz. Kendi paramız yok. En önemlisi kendi kendimizi yönetme hakkımız bile yok. Bu durumda Türkiye’nin  kontrolü altında daha çok fakirleşecek ve daha çok muhtaç duruma düşürüleceğiz. Bu da onların işine geliyor aslında.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar